Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mektup

Sevgili Nagihan, Çok düşündüm ve artık bilgin olsun istiyorum. Açıklama yapmadığım her gün kendimi daha da yalancı hissediyorum. Bizim aramızda olanlar sanırım artık pek aramızda değil. Eskiden paylaştığımız hisler artık sadece senin tekelinde. Geceleri senin düşündüğün gibi yıldızlara bakıp seni düşünmüyorum, eskisi gibi. Telefonumun son arananlarında bile adın mevcut değil. Sana karşı cümlelerimin hepsi cevap, hepsi kısa cümleler hatta hepsi yalnız kelimeler; evet, hayır, tamam, peki.. Başka ayrılıklar gibi "Hayır suç sende değil, tamamen bende" demeyeceğim sana çünkü suç sende. Senin kaprislerin, bencilliklerin yüzünden bu hale geldik. Eskiden benim cevaplarımın, fikirlerimin bir önemi olurdu. Artık sadece kendini onayladığında mutlu olduğun iç sesim. İç ses: bu günlerde kim, ne kadar ciddiye alıyor ki.. Özlediğini söylüyorsun sürekli, benimse içimdeki ışık dibini aydınlatmıyor. Bu sebeple hep karanlığım, hep bir başka ışık arayışında. En son seni öpmeyi ne zaman hayal...

Eşek Ben

Dur bir sigara daha yakayım da iki laflayalım seninle... Bakma göründüğüme böyle, ben eskiden futbolcuydum Hava toplarında en yükseğe zıplardım. Ortaları volemle karşılar, iki direğin arasında misafir ederdim. Bakma oturduğuma burada, ben eskiden çok çapkındım. Gezerdim, havalı kızların en havalısıyla, en güzel kızları karşılardım üstü açık arabamda, misafir ederdim çarşafımla yastığımın arasında. Bakma ayık olduğuma böyle, sağlam içiciydim eskiden. Yeni yetmeleri sarhoş edecek içkileri, ben burnuma dökerdim de bi kere öksürmezdim. Oturdum mu candostlarım şişem ve paketimle, çilingire dertli dostlarımın içlerini boşaltmadan göndermezdim. Sonra bir gün başladı öksürükler, zaman içinde de kanlandı bazı nefes verişler. Doktorlar böyle olmaz, dur dediler. Alkol, sigara yok! Atın ölümü rakıdan, sigaradan olsun be doktor! Dedim devam, bizde ihanet yok! -Baba yapma! dedi kızım, içme şunları Aslan kızım, canım kızım.. -Baba yeter! dedi oğlum, bırak şu zıkkımı Can...

Platonik

Bu cümleler dudaklarından dökülürken şahit olmak vardı... hiçbirinin yere düşmesine izin vermezdim, her birini kendi dudaklarımla toplar, sahiplenirdim İçindeki senlerle tanışır, bizleri eklerdim Sesin yorulunca dayardım kulağımı dudaklarına, dinlerdim usulca sessiz sesini, sıcak nefesin kulak yolumdan geçerken kollarının arasında eritirdi o kelimeler beni Sesinin sıcaklığı sönüp de, dudaklarının dokunuşuna geçtiğimizde melek olduğumu artık saklamama gerek kalmazdı, kanatlarımı göğe doğru açıp uçardım ama gitmezdim uzaklara..

Dinle bak ruh ne diyor?

Ruhum bir haller içerisinde bedenimin haberi yok; Ruhum uçmak istiyor, kanatlarını çırpmak istiyor, Bedenim yorgun, ayakları yerde, kanatsız.. Ruhum duygu selinde boğuluyor, mutlu, mesut Bedenim nefes alıyor, perişan, ümitsiz.. Ruhum diyor; kalk gidelim Bedenim diyor; Otur bok yiyelim.. Ruhum çekiyor kulaklarını bedenimin, uzatıyor bulutlara Bedenim duymaya başlıyor, ruhumun gördüklerini.. Ruhum alıyor yüreğini, takıyor bedenimin gözlerine Bedenim görmeye başlıyor, ruhumun hissettiklerini.. Ruhum yorulmuyor, uğraşıyor, istekli, ikna ediyor bedenimi Bedenim duyup, görünce tamam diyor birleştik, ver kulaklarımı, tak yüreğini..