Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kaybetmeden anlaşılamayan arkadaşlıklar

Resim
Jed Eddison. Hiç duydunuz mu benden? Yakın arkadaş çevrem dahil toplamda, varlığından haberdar olan belki bir iki kişi var. Çünkü ben bile ne kadar tanıdığımı bilmiyorum. Bazen birini görür kanınız o an ısınır ya,  karşınızdaki gülümsemeden içtenliğini temizliğini bilirsiniz, geçmişten bağlar kurarsınız. Jed de öyle biriydi. Tanıdığım an hayatını gördüm gözlerinde, geçmişini ve karakterini özümsemem 1 saati almadı, sanki aylar boyu aynı evi paylaşmış gibiydik. 2012 yılında Jed ile Münih’te bir hostel barında tanıştım. İrlanda’da daha fazla kalamadığı için meşgale aramaya Almanya’ya gelmiş biriydi en başta benim için. Hiç beceremediğimiz halde bilardo oynadık. Oyunumuz devam ederken Jed’in benden muhtemelen kısa süre önce tanıştığı, Keiko da yanımıza gelmişti. Biralar birbirini tokatlarken, araya sıkıştırılan shotlardan sonra iyice gevşedik. Birkaç Jager sonrasında Jed iyice duygusallaştı ve neden İrlanda'dan kaçtığını anlamamı sağladı. Jed’in uzun süreli bir ilişkisi varmış, il...

Anlamak

Anlamak! Ne kadar zor bir kelime! Lafta kolay, icraatta zor. Tabi ki gelin icraata bakalım. Ya da siz durun ben bakayım anlatabilirim belki size. Tabi anlarsanız! Anlamak: eski Yunanca kökü Inlıozbiz’den gelen, antik Mısır’da kralların taç giyme törenlerinden hemen sonra, taze yağmış yağmur sularının biriktirilip, gümüş tepsilerde dinlendirilip, daha sonra özel kaşıklarla, altın bir imbiğe aktarılıp, kralların taharet yaptıkları suya denmez. Umarım denmiyordur. Temeli dinlemekten oluşan, dinledikçe ya da izledikçe özümseyip anlatanın hissettiğini hissettiğiniz durum ya da özümseyemeyip üzerine kaçak kat çıkabileceğiniz yapıdır. Dünyada anlayışın düşük olduğu yerlerde bu eksiği kapatmak için insanlar egolarını kullanmaktadır. Toplumlar da egolarını etrafa saçmak için yüksek katlı yapılar yapar. Misal Avrupa’da en çok gökdelen Türkiye’de var(Boyu 70metreden yüksek 417bina varmış). Tabi ki Dubai, Amerika bizden önde bu konuda, haliyle bizim de acilen onlarınkinden büyük yapılar yapmam...

Kederli, Mağrur, Alıngan, Taçlı Kral ve Huzuruna Tekrar Çıkan Acıların Kadını Prensesin Kısa Hikayesi

     3- Yeni Kitap Geliyor ve Prenses Dönü... Konuk Kahramanlar: Stephen Hawking Bilim Düşmanı Yobaz Dinci                ve Araştırma Geliştirme Uzmanı İsa The Christ Çalıların arasından yağmur suyuna karışan kan; biraz fazla koyu… Belli ki A grubu değil. Bundan 45yıl sonra kan testi çıktığında fark edilecek ki B veya 0 grubu da değil. AB? Hiç alakası yok, biz kendimize yeteriz. Bu kan besbelli çalıların arasında dolaşan bir yılana ait. Bu yılan ki, yağmurda saklanacak sıcak bir oyuk bulamayıp, prensesin miskini diliyle fark ettikten sonra, vücut ısısında bu soğuk havayı atlatabilir diye düşünmüş. Bununla birlikte yılanların sağ lobları çok gelişkin olmadığından, öldürünce ısının kaybolacağını göz ardı ederek büyük bir hataya kalkışmak üzereyken. Kralın finansçısının zalim, amansız, sivri ve ucu paslı okunun kurbanı olmuş, oracıkta kertenkeleden kopmuş kuyruk gibi kıvranmaya başlamış. Bu görüntünün prenses üzerindek...

Issız Adadan Kaçmış Güzel Prenses ve Issız Ormanda Başı boş Dolaşan, Deri Ceketli, Gözlüklü Finansçı Adamın Kısa Hikayesi

Resim
2- Jon Snow ve Kırmızı Başlıklı Kız Alnı açık bir adam... Issız bir ormanda... Tek başına yürüyor. Gözünde Prada çerçeveli, numaralı gözlükler. Cam kalınlığını gizlemek için kalın çerçeveli gözlük kullanıyor. Camları; 7şer numara miyop. Delikanlı yağmurda şemsiyesiz dolaşmaktan, soğuk havalarda sıcak ortamlara girmekten nefret ediyor. Aslan burcu, yükseleni yay ama o daha bilmiyor. Çünkü o çağda yükselenmiş, burçmuş kimsenin haberi yok. Oğlan, üzerinde oğlak derisi ceketiyle gerçekten çok havalı. Çok tahsilli; kız lisesinin derslerini dışarıdan izlemekten ona da bir diploma vermişler. Arkadaşları arasında okuduğunu anlayabilen bilen bir tek o var. Dikiş-nakış desen, tığ oyasıyla çeyizini düzmüş, temizlik desen avuçlarının içi vileda sapı tutmaktan nasır bağlamış, yemek desen... İşte onu pek bilmiyor, hep annesine yaptırıyor ama tarifine bakarak çok güzel puding yapabiliyor. Karnı mı acıktı, hemen oracıkta bir tuzak kuruyor, ağına düşürdüğü dev sincabı bir çırpıda yaktığı at...

Issız Adada Mahsur Kalmış Güzel Prenses ve Beyaz Atlı Yüzen-Koşan-Şehla Adamın Kısa Hikayesi

Resim
1 - Büyük Karşılaşma Güzel bir prenses… Issız bir adada… İlk başlarda denizi inleten çığlaklarının yerini, çaresizliğin sessizliği almışken, o da dalga seslerine yeniliyor. Yüzmek istese, yüzemiyor, etraf dev köpek balıklarıyla dolu. Akbabalar yukarıda dönüp duruyor. Adada tek başına korkuyor. Diş fırçası yanında değil, lens kabı bile yok. Aman Allahım! Daha da önemlisi makyaj temizleyicisi yok! Sonra birden karşı kıyıda beyaz bir at görüyor, uzaktan ona doğru koşuyor, üzerinde de yakışıklı bir adam yok. Yok… At tek başına amaçsızca ona doğru koşuyor. Sonra biraz daha yaklaşınca fark ediyor ki, yakışıklı adam spor yapmak için atın yanında koşuyor. Neredeyse atı geçecek. Elinde bir telefon adımlarını sayıyor, kalorileri hesaplıyor.  Derken kıyıya geliyorlar, Adam bağırıyor, “Korkma güzel prenses, birazdan seni oradan kurtaracağım”, At kişniyor “hiiiikiişiiiişiiii”. Güzel prenses adadan hiçbir şey duymuyor. Önce adam atlıyor suya, sonra at. Köpek balıkları aç, at daha...