Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sena Bölüm 3

Stratejik Dostluklar O kadar akıllıyım ki baltanın tahta sapını kullanmak aklıma geldi. Yanımda getirdiğim bıçakla bu saptan çok tehlikeli keskin bir mızrak yapabilirim sanırım. Başkası olsa kömürlükte keskin bir şeyler arardı. Mac gayver gibi kadınım valla ya da zeyna ya da alice harikalar diyarında gibiyim. Baltanın metal kafasını odun sapından ayırmak cidden zor oldu, önce Nevzat’çığımdan yardım isteyecektim, güçlü kollarıyla hemen ayırırdı onu yakışıklım ama yorulmasını istemedim. Bakarsın akşama beni istemeye gelirler akşam yemeğinden sonra nikah kıyarız, gece de birlikte uyuruz, gücü yerinde olsun yiğidimin. O yorulmasın ben ne baltalar parçalarım onun için. Baltanın sapını elimle kuvvetlice çektim. Çekerken sapının kenarı elimi kesti. Allahım şu devirde keskin bir şeyler bulmak ne kadar zor. Neyse sopasının ucunu bıçakla kalemtıraşla açılmış gibi açtım. Valla çok hoş oldu. Ellerime sağlık. Bu kazıkla Nevzat’ın içinde şeytan falan varsa, ölmeden onları da çıkartabilirim. Rabbi...

Türk Usulü evlilik

Nasıl ki kargaya yavrusu sülün görünür, Sen de bana sülün gibi görünüyorsun, Gaganı ve siyah tüylerini artık fark etmiyorum ki Başka açıklaması yok seni bu kadar beğenmemin. Nasıl ki kirpi yavrusunu pamuk yavrum diye seviyorsa, Ben de seni düşünceli karıcığım diye seviyorum Ama biliyorum ki düşünceli olmasan karım olmazdın Ben de düşünceli ve merhametli olmasam seni almazdım Nasıl ki balıklar yavrusunu sevemez, Hep dokunmadan sevişirler, Bana uzaksın ama dokunmadan sevişebiliyorum seninle Balıklar gibi sevişebiliriz bence Derler ki filler hiç unutmaz, Fil gibisin be kadın Hem kilolu hem hiç unutmayanından Ama benim hafızam o kadar kuvvetli değil, zayıf hallerini unuttum Seni öylesine çok seviyorum ki, Varımı yoğumu senin çürük dişlerine harcayabilirim, Gerçi o kadar servetim yok ama olsun bu uğurda fakir kalabilirim Eşek gözlüm hadi güzel bir çay demle de içelim..

Coffee

As the wind knocks on ceiling, On the hinges, door will have a sound screamy. The lamps have become cold and loose their endless vibration already A soul will join the screams from the window gap, Like a patrol unit guarding eternity. Nobody will realize the transparent body But the dog, named Coffee. A few barks will be heard then a tiny howl Which are the last words from the hairy hole Comes a large angel fairy To balance manager’s dignity Resurrects the lost soul in a fly's body, And bless the coffee..

Aşk Hikayelerim

Resim
1- Altın Yumurtlayan Tavuk ve Dev Nine Aşk fasulyem ol benim, köklerine gübreler koyayım, sarılayım dallarına, kollarında bulutların üzerine çıkayım. Dalların bütün bedenime varlığını hissettirirken, Sen bir fasulye pişir ben etrafta odun arayayım. Önce şu ağacın arkasına bakayım Amanın o da ne? Kocaman, dev bir nine! Devin elinde bir de tavuk! Tavuğun altında sarısı dışına taşmış bir yumurta. Dev tavuğun yumurtasını mı kırmış acaba? Kırılmış yumurtadaki yavru kesin arafta Gül kokulu, orkide görünümlü fasulyem, Sen beni biraz bulutların arasında bekle, Geleceğim hemen bir misafirle. Uyudu dev nine, turuncu entarisiyle Uyan tavuk kardeş, seni kurtarmaya geldim. O nasıl gıtgıdak efendim rica ederim. Zahmeti mi olurmuş, hemen gidelim. Köklerine kurban olduğum yarim, Tanıştırayım, bu tavuk. Kaçtık devden, en zalim. Tavuk ki gariban, fakir, görülmüş hakir. Tavuk kardeş öp yengenin yaprağını koy alnına, Eyvah dev geliyor! Hanım, ört bizi yapraklarınla İndik bul...

Sena -2

Bölüm 2 Adam Kaçırma Yapılacaklar listesi: -Erken kalk -Traş ol -Tavşanı kaçır -Kendine aşık et -Sal tavşanı Bu sabah erkenden kalktım, hemen lavaboya gidip, sıcak suyu açtım. Güzelce sabunu köpürtüp, yüzüme yaydıktan sonra, 3bıçaklı traş makinemle başladım, yüzümdeki istenmeyen tüylere girişmeye. Traş olurken burnum beni çok zorladı. Nezle oluşumdan dolayı sürekli engellenemeyen bir akış var. Ben de baktım yukarı çekemiyorum, aşağı iteyim de bitsin diye, traş olurken sürekli sümkürdüm. Çeneme doğru aktıkça, köpükleri bir miktar azaltsa da kayganlaştırıcı etkisi sayesinde daha pürüzsüz bir traş deneyimi yaşadığımı fark edince, yüzümün geri kalanına da sürdüm. Bugün yapacaklarımı unutmamak için yapılacaklar listesi oluşturdum. Bir filmde görmüştüm, böyle olunca daha düzenli olunabiliyormuş. Nevzat’ın ailesi beni istemeye geldikten sonra hayatımda daha ciddi bir döneme gireceğim diye şimdiden hazırlıklara başlamış oldum. Nevzat’ın okulu sabah 9da başlayıp, akşam 5te bitiyor....

Dilekçe

Sayın metrobüs müdürü, Sizden şikayetçiğim. Otobüsleriniz çok hızlı gidiyor. Her sabah babam beni okula bırakırken, otobüsleriniz yanımızdan sipidi gonzalez gibi geçiyor. Biz duruyoruz. Bu durum babamı kötüklüyor. Beslenme çantası boş öğrenci gibi utanıyor, sıkılıyor. Zaten saçlarının tepesinde her geçen gün oyuncak arabalarım için oyun alanı artıyor diye çok üzülüyor, bir de siz üzerine geliyorsunuz. Tam oluyor yani. Benim sıradan bir vatandaş olmadığımı anlamanız için biraz kendimden bahsetmek isterim. Henüz 8buçuk yaşında olmama karşın, sınıfımızda araç gereç koruma kolluğu başkanlığı görevimi 2 yıldır intiharla sürdürmekteyim. Sınıf arkadaşlarımca (B şubesi) bilinen özerkliklerim arasında liderlik, dürüstlük, temizlik, misket şampiyonluğuğu, el yazısı düzgün gibi bi şeyler yer almaktadır. Ayrıca sınıfın en çalışkan kızı Sezin’in zaman zaman bana aşık olduğu söylentisi de sınıfımızda oldukça yayıktır. Öğretmenim Yeşim, benimle gurur duymaktadır. Ders zili çaldığında hep zaman kend...

Söylemlerim

Duygularımın en yoğun olduğu anlarda Kelime çuvalım hep deliktir benim. Ne zaman doğru olanı söylemek istesem Ayağımın dibinde kelimeler.. Köşeyi dönüp de çarpışınca Kelimelerin birini yerden alıp da ağzıma atamam. Yerden bir şey alma, yeme, çöpe at der büyükler. Duygularımı nasıl çöpe atarım!?.. Öpüp alnıma koysam?   Konunun en hassas olduğu anlarda Çenemin dibi deliktir benim. Ne zaman susmam gerekse Yaramaz kelimeler kaydıraktan dışarı.. Ardından bir çürük diş sızısı Çuvaldan incirleri ayıklama çabası…

Sena

Bölüm 1 Büyük Aşk Ağzıma attığım an, tükürüğümle çözülmeye başladı. Ekşiymiş biraz ama tadı fena değil. Hemen eridi, kayboldu. Biraz daha büyük bir parça alıp hemen tekrar deniyorum. Hoop bu da eridi yok oldu. Hoşuma gitmeye başladı aslında ama tekrar dolması için beklemem gerekecek sanırım. Keşke nezle olsaydım o zaman dolmasını hiç beklemezdim, gerçi o zaman da kıvamı daha akışkan oluyor. Neyse annem bana bunun için de kızmadan kurtulmalıyım bu huyumdan. Gerçi annemin bana kızmadığı konu yok ki. Geçen de Nebahat teyzenin bakkaldan aldırdığı yoğurdun tadına baktım diye kızdı, ne var ki bunda? Yaşım 37 olmuş hala ne yiyip, ne yemeyeceğime karışıyor. İnsan biraz kızına güvenir. Geçen de Bob Marley gibi duran saçlarıma takmış kafayı, anne böyle seviyorum diyorum dinlemiyor. Yıkayacakmışım onları, bilmiyor ki yaktım onları ben. Evet yaktım. İnternette araştırdım okudum, rasta yapmak için mum damlatıp yakılıyormuş uçları. Google'n söylemek istediğimi tahmin ettiği sitelerden birinde ...

Oğul

Aslında burnu da benim burnuma benziyor. Gözleri kapalı, onlar hakkında yorum yapamıyorum ama dudakları da benimki gibi, onun da ataları Afrika’dan geliyor sanki. Acaba boyu da uzun mu? Bu şekilde yatarken kestirmek zor. Kilosu benimle kıyaslanmayacak kadar az ama kemoterapide kilosunu kaybetmeyen mi var? Dökülmüş kaşlarında, uyuyan gözlerine rağmen nerede kaldın dercesine bir ifade var. Doğru, nerde kalmıştım? Acı çekiyor mu acaba? Acaba onu daha önceden tanıyor olsam ben acı çeker miydim? Şu an üzülmüyorum ama yılların boşluğundan sonra mutlu da değilim. Niye mutlu olur ki insan bu durumda? 22 yaşından sonra böyle bir haberle hiç tanımadığı birini hastanede görünce, gördüğü için mutlu mu olmalı? Hasta olarak bulduğu için üzülmeli mi? Filmlerde de olur böyle sahneler, -çocuk hiç dinlemeden ağlar kaçar, gider- ama ben çocuk değilim sanırım. Büyüdüm herhalde. Öyle çocukça tepkiler vermeme gerek yok, hem hakikaten çocukça hareketler bunlar. Hemşire yok mu ortalıkta? Geldiğimi haber vere...

Asistan

-Muammer bey aranıp randevu ayarlanacak. -Yeni yönetim kurulu üyeleriyle tanışma toplantısına katılınacak. -Hatırlattığın iyi oldu öğle yemeğinde sigortacılarla görüşeyim. Sen görüşmeleri yap, öğlene kadar bunları aradan çıkartalım. Tamam sen biraz dinle beni, ne söylersem yaz, sonra unuturum aklımdakileri. -Öğleden sonra da karım gelmek isteyecektir. Ona bir bahane bul, gelmesin. Toplantısı var de, beni şirket içinden arayan olursa da sigortacılarla toplantıda dersin. Hikmet ararsa Kemerburgaz'da golf oynadığımı söyle, işlerini halledip o da gelsin. Yazıyorsun değil mi kızım? Yavrucuğum arada tepki ver, uyumadığını anlayayım. -Tamam devam edelim. Bu hafta içi şirket fonlarını şirket çalışanlarına prim olarak dağıtmak konusunda Cemal Bey'in olurunu alacağım. -Cemal Bey'in oğlu ile kaynaşmak için ne yapsam? Tamam, sen bize düzgün bir bowling salonu bul, randevu al. Şu gençle biraz kaynaşayım. Şimdiden yatırım yapmak lazım, aramızı iyi tutayım. E kızım sen her söylediğ...

Unutuldun Haberin Yok

Yenir onlar be.. Çocukluğumdan beri en sevdiğim tatlı onlardır -ki o zamanlar az çok ergenliği devirmiştim, telefonda sesim babamınkiyle karıştırılmaya başlanmıştı. Lise dönemlerimde gördüm onları. İlk görüşten sonra uzun bir süre gözlerim dış dünyaya kapandı. Sadece senin gözlerine netlenmiş dar açılı bir lens vardı artık göz kapaklarıma mesnetlenmiş. Ben sürekli deklanşör sesi duyuyordum ama sen!! Eşek sıpası seni! Ne deklanşörler, ne flaş ışıkları dikkatini çekmiyordu. Bazen yoluna çıkıyordum, engeller gibi, umursamazca yanımdan geçiyordun, bazen uzaktan sesleniyordum, sesime sağırdın. Bir gün bana da dolunay göründü - bir gün dediğim 6ay sonra- çıkardım dişlerimi etrafında dolaşmaya başladım. E arkadaşların da yardımı dokunmadı değil. Tattım.. O ne güzel bir kan kokusuydu öyle. Artık o bal alt dudak şuracıktaydı, üst buracıkta. O kestane şekeri omuz, yastığımın altındaydı- onu yemeyip geceye saklıyordum. Mutluluk benim için ekmek-tuz olmuştu. Tam duygularımızın kusursuzlaştığı za...

Hırsız-Polis

(Görüntüleri dış ses anlatır) O yağmurlu akşam 5 arkadaş evde oturup, hırsız polis oynamaktaydılar. Önce gizli dağıttıkları kağıtlarla kimin polis kimin hırsız olacağına karar veriyorlardı daha sonra hırsız olan diğerlerini polise çaktırmadan gözleriyle vurmaya çalışıyordu. Hırsız, Polis fark etmeden hepsini öldürmek zorundaydı. Bu o oyunda polis olan için çok zor bir oyundu. Çünkü hırsız her zamankinden daha soğukkanlı biri olmuştu. (çektikleri kağıtlara yakın çekim yapılır, her birinde ne yazdığı gösterilir. Kasap, manav, polis, hırsız, mühendis) Hırsız önce gözünü manav olduğunu düşündüğü birine dikti, ikisi gözgöze gelince çekinmeden gözünü ateşledi. ( önce hırsızın gözüne , sonra ölenin gözüne kamera gider) Manav diğer oyuncuların korku dolu gözleri arasında yere yığıldı… Hepsi derin bir ohh çekti. Tam o sırada kasap gözüyle polisi aramaya başladı. Çünkü ölümün çok yakın olduğunu hissetti. Korku ensesinden nefesini üflüyordu sanki… ve korku hiç de hoş kokulu şeylerle be...

Fedakarlık

Ben, seni gelecek için yukarıda beklerken, Nuh'un gemisine şampanya ile kim vuracak? ve ben sular altında kalırım senin için Gerekirse şişeyi elime alırım da, ama al dersen o an biterim de. Sular yükselmeden boğulurum, gururumda fedakarlıksa beklenen, yerim en zehirli mantarları ama beklerim senden de benimle el sallamanı giden gemiye Gemiyi Nuh olmadan da yapamaz mıyız sanki!?

Çocuk Olana Bayramlık

Aldılar mı beni dalımdan hiç haberim yok... Güzelce toplamışlar, götürmüşler, bir baktım çelik dişler çiğnemeye başlamış, yanaklarım hep parçalanmış Bu yaz sıcağında kaynattılar kazanda, eklediler boyalı malzemeler yanıma güzelce ütülü renkli plastik giydirdiler etrafımı sardı kartondan ciciler Pazardan aldı bir kadın beni koydu camdan bir kaseye sonra kapı çaldı geçen çocuk beni ham yaptı İndim oradan mideye Güldü çocuğun yüzü Derken doldu yanlarım, önce kardeşlerim ardından bolca su Oturma dedi annesi oturmaya devam etti eşek sıpası soğuk taşlara derken ben, hoop dışarı...

Mektup

Sevgili Nagihan, Çok düşündüm ve artık bilgin olsun istiyorum. Açıklama yapmadığım her gün kendimi daha da yalancı hissediyorum. Bizim aramızda olanlar sanırım artık pek aramızda değil. Eskiden paylaştığımız hisler artık sadece senin tekelinde. Geceleri senin düşündüğün gibi yıldızlara bakıp seni düşünmüyorum, eskisi gibi. Telefonumun son arananlarında bile adın mevcut değil. Sana karşı cümlelerimin hepsi cevap, hepsi kısa cümleler hatta hepsi yalnız kelimeler; evet, hayır, tamam, peki.. Başka ayrılıklar gibi "Hayır suç sende değil, tamamen bende" demeyeceğim sana çünkü suç sende. Senin kaprislerin, bencilliklerin yüzünden bu hale geldik. Eskiden benim cevaplarımın, fikirlerimin bir önemi olurdu. Artık sadece kendini onayladığında mutlu olduğun iç sesim. İç ses: bu günlerde kim, ne kadar ciddiye alıyor ki.. Özlediğini söylüyorsun sürekli, benimse içimdeki ışık dibini aydınlatmıyor. Bu sebeple hep karanlığım, hep bir başka ışık arayışında. En son seni öpmeyi ne zaman hayal...

Eşek Ben

Dur bir sigara daha yakayım da iki laflayalım seninle... Bakma göründüğüme böyle, ben eskiden futbolcuydum Hava toplarında en yükseğe zıplardım. Ortaları volemle karşılar, iki direğin arasında misafir ederdim. Bakma oturduğuma burada, ben eskiden çok çapkındım. Gezerdim, havalı kızların en havalısıyla, en güzel kızları karşılardım üstü açık arabamda, misafir ederdim çarşafımla yastığımın arasında. Bakma ayık olduğuma böyle, sağlam içiciydim eskiden. Yeni yetmeleri sarhoş edecek içkileri, ben burnuma dökerdim de bi kere öksürmezdim. Oturdum mu candostlarım şişem ve paketimle, çilingire dertli dostlarımın içlerini boşaltmadan göndermezdim. Sonra bir gün başladı öksürükler, zaman içinde de kanlandı bazı nefes verişler. Doktorlar böyle olmaz, dur dediler. Alkol, sigara yok! Atın ölümü rakıdan, sigaradan olsun be doktor! Dedim devam, bizde ihanet yok! -Baba yapma! dedi kızım, içme şunları Aslan kızım, canım kızım.. -Baba yeter! dedi oğlum, bırak şu zıkkımı Can...

Platonik

Bu cümleler dudaklarından dökülürken şahit olmak vardı... hiçbirinin yere düşmesine izin vermezdim, her birini kendi dudaklarımla toplar, sahiplenirdim İçindeki senlerle tanışır, bizleri eklerdim Sesin yorulunca dayardım kulağımı dudaklarına, dinlerdim usulca sessiz sesini, sıcak nefesin kulak yolumdan geçerken kollarının arasında eritirdi o kelimeler beni Sesinin sıcaklığı sönüp de, dudaklarının dokunuşuna geçtiğimizde melek olduğumu artık saklamama gerek kalmazdı, kanatlarımı göğe doğru açıp uçardım ama gitmezdim uzaklara..

Dinle bak ruh ne diyor?

Ruhum bir haller içerisinde bedenimin haberi yok; Ruhum uçmak istiyor, kanatlarını çırpmak istiyor, Bedenim yorgun, ayakları yerde, kanatsız.. Ruhum duygu selinde boğuluyor, mutlu, mesut Bedenim nefes alıyor, perişan, ümitsiz.. Ruhum diyor; kalk gidelim Bedenim diyor; Otur bok yiyelim.. Ruhum çekiyor kulaklarını bedenimin, uzatıyor bulutlara Bedenim duymaya başlıyor, ruhumun gördüklerini.. Ruhum alıyor yüreğini, takıyor bedenimin gözlerine Bedenim görmeye başlıyor, ruhumun hissettiklerini.. Ruhum yorulmuyor, uğraşıyor, istekli, ikna ediyor bedenimi Bedenim duyup, görünce tamam diyor birleştik, ver kulaklarımı, tak yüreğini..

Fal

Gel buyur evladım uzat elini falına bakayım, uzaktaysa elin telvene bakıp gönlüne dalayım, gel bak karşıma otur, sana kahve doldurayım, 7 ceddini sana bir bir anlatayım.. Hmmmm sana bu diyarlardan yol görünüyor, yardan bir hiddet bekleniyor, acep diyorum biri seninle kavga mı ediyor? Kavgayı sevmez yaradan tez zamanda özür dileyeceksin o kadından, üzmüşsün çok ağlıyor ardından sen haksızsın, vazgeç şu gavur inadından. Çok büyük planların var kafanda, anlat anana da babana da, var bir keramet paylaşmakta. yol gösterecek baban son turfanda. olacak işlerin tıkırında şu aralar dikkat et yağmurlara geliyor kızgın bulutlar kara kara çakacak bi kaç şimşek ona buna lakin dikkatli ol biri de sana Bu kahveyi yapmak çok zordur beyim, Öyle fal bakamaz her beyin, sana 3 vakte kadar bi dilber görünür at bi beşlik de adını söyliyeyim..

Empati

Acılar vardır, çekmeden bilinmezler... Ayrılmak; ayrılınan için terk edilmek, İhanet; edilen için aldatılmak, Öldürmek; ölen için ölmektir. Duygular vardır, tuhaftır... Mutlu edenin yoksa; nemrutsundur, Mutlu olamadığında; memnuniyetsizsindir, Mutlu edemediğinde; keyifsizsindir. Tanımlamalar vardır, haklıdırlar... Hep kendini düşünürsün; bencilsindir, Çevrendeki gözlerden bakamazsın; bencilsindir, Tuhaf duyguların olduğunu bilmezsin, Bir gün yalnız kalacaksındır..

Adı Gülbahar'dı...

Çok izbe bir bölgede, bu yerde satış yapılıyor olmasına, merakla söylenmiş bir “Nasıl?” çok yakışıyordu. Kenar mahallelerden birinde, çıkmaz bir sokağın dibindeydi. Etrafında satış yapabileceği ne bir okul, ne de iş yeri vardı. Yeşilli, çiçekli hoş tabelasının altında, beyaz gömlekli 13-14 yaşlarında bir garson gazete kağıtları ile uyuz edici bir gıcırtı çıkartarak camları siliyordu. İçerisinin boş olduğunu görüp, içerde bir köşeye oturdum. Böyle yerlerde et yemez, temiz hazırlanmış olma ümidiyle mercimek çorbası içer, tabi bir de pilav yerdim. Zaten pilav ya böyle izbe yerlerde ya da stadyum gibi kalabalık yerlerde güzel olur, yalnız servis biraz kötü olurdu. Pahalı pilavlara karşıyım, reklamlardaki gibi duygusuz oluyorlar sanki. Mercimek çorbamı, pilavla birlikte getiren garson çocuk, pilavım soğuyacağı için, ne kadar kızdığımı tahmin edemezdi tabi ki. Etkileyici görünmeyen çorba, çocuğa kızgınlığımdan aldı beni, limonla tadilat işlemine başlattı. Tadı sanki daha iyi olmuştu. Kuşkusu...

Bir yağmurluk aşk

Eflatun su perisi ormanda uçarken ışıltılı hareleri ile, kavak ağacı yaprağının yeşil gölgesinde rastladı mavi orman perisine, hem de en mavisine. İkisi de inat mı inat, nemli gölgeye sığamadı dört kanat. Yakınlaştılar zoraki yağmur duracak değil ki. Kanatlarını geçirdiler iç içe keyiflendiler yağmur özünü içe içe sonra öpüştüler uzunca, bundan böyle ayrılmazlar kanımca. Yağmur şıpırtıları bitti E içecek öz de bitti bulutlar uzaklaşırken birbirinden duygulu gözler baktı ufka doğru bir damla yaş damladı su perisi giderken orman perisiydi boynunu büken

Terlik

“Aşkım terliklerimi getirebilir misin kumsal çok sıcak” diye bağırdı Şebnem 3 şezlong öteden. İğğ! ŞEBNEM! Ne kötü isim. Kesinlikle eski sevgilimin ismi diye bir kastım var değil bu isme, sadece hoşuma gitmiyor. Hani sofrada sevmediğin bir yemek olunca, almayı reddettiğin “neden sevmiyorsun ki?” gibi kalıplı cümleler vardır ya, cevabı da “huy!”dur. Benimki de huy, sevmiyorum öyle. Tabiatım kaldırmıyor diyelim. Renkler ve zevkler tartışılmamalı bence. Bu cümlemden sonra tabi ki Şebnem’in tatile gittiği o çirkin herifi beğenmesine karşı çıkılmaması gerekir ama adam da maymun gibi canım. Göğsünden, burnundan, kulaklarından kıllar fışkırıyor. Adam evrimin çok alt basamaklarında kalmış. Sanırım boyu kısa diye merdivenleri çıkamamış. Cüce herif! Şebnem’in topuklu ayakkabı giydiği gecelerde yanında Angel-A filmindeki Jamel Debouzze gibi kalıyor. Kısa olup bir de düzgün vücudu olsa gam yemeyeceğim, en azından 007’nin son varisi Daniel Craig gibi olmuş derdim. Aslında Şebnem, Halle Berry ve Olg...

Sen

Göğsümdeki hareketliliğin sebebi öyle herkes gibi kalp atışım değil, göğüs kafesimde beslediğin minik kelebeklerin kanat çırpması onlar. Sen seslenince duramıyorlar yerlerinde. Ayakta kalmamı sağlayan herkes gibi damarlarımda dolaşan kan değil, kömürünü senin attığın, içimde yanan güneş'in ışınları dolaşanlar. Sen gülünce tansiyonum artıyor. Senden vazgeçemememin sebebi sadece kişiliğin ve güzelliğin değil, çamurunun benim kaburgamla yapıldığına inanmam. Sen olunca göğüs kafesi kemiklerim tamamlanıyor. -- Sen yanımda olmazsan olmaz,yürümez derdim ya eskiden, aslında hep yanımdaydın, sadece elimi gönlüme koymamıştım. Sana taze fasülye pişireyim de yiyelim hadi..

Şans

Minik bir kuş ılık milli piyango şansını düşürdü telden, aldı bereketi ensesinden Nazif Bey fark etmeden. Yola koyuldu kahverengi bisikletiyle, geçti sisli uzak köylerden, vardı kenarına bir nehrin, ihtiyacı suydu serin serin, mesh etti başıyla, şansını, kafasından aktı sıcaklığı ve farkındalığı. Su bu ya, aktı aktı geldi bir baraja, atladı küçük Muharrem suya, attı arşın arşın kulaçları, bulaştı beyaz donuna şansı, şansını kerpiç evine taşıdı. Fatma ana şanslı donu kurumaya astı. komşu Mahmut donu çaldı, üzerine don da çok yakıştı, gitti bir de piyango bileti çaldı. don sıradanlaştı, bilet şanslandı. götürdü bileti babasına verdi Jilet Ekrem her zamanki gibi oldu sinirli sattı hemen kahvede bileti bileti aldı maaşıyla emeklinin biri en samimi arkadaşına hediye etti Nazif Bey pek sevindi.. Özgün Salih USAL

Günaydın

Önce küçükten rüyaya daldım küçükken Çok da güzel uyudum, Etrafımda bulutlar artarken güneş puslanmaya başladı. Rüyada ne gökkuşaklarının altından geçtim Ne de uçan atlara bindim Yeşili, kırmızıyı gördüm renk körü gözlerimle Sonra bi durdum.. Büyüdü Göz kapaklarım sonra, ben büyükken Çok da hoş uyandım Uyandığımda gökkuşakları vardı Uçan atlar yok. Hatta tüm renkler de yoktu Etrafımda bulutlar hala vardı ama pusun gitti Tekrar turuncularınla, pembenle karşıma çıktın Görüyorum seni en renk körü halimle.. Özgün Salih USAL 25.03.2010

Öyle birşey ama öyle değil

Sorma neden niçin herşey bizden! Hani kan bağı derler ya, ya da aynı karından yani karındaş! öyle bişi ama öyle değil aynı anda. Doğmadan tanıdım seni, kader dedi siz tanış olacaksınız! olduk ben senin çenendekini puding lekesi diye tahmin ederken... Farkına varamadan cepten yedik önce yılları. Araya yollar girdi, geçti gitti.. Sonra fark ettik nası olduysa, uyumsuzluğun uyumuydu. Aslında aradaki bağı kaldırsan yapışmaz tutmazdı mayası! Acıları, sevinçleri yaşarken, sayfalarca dökmek gerekmedi hiç! yanında olmak, yanımda olduğunu bilmek daha fazlaydı! Hormonlarımı alsalar üreme içgüdümü sökseler şu bedenimden yaşarım lan ben senle! Evet sen bir sevdasın! Aksi düşünülemez, eşi benzeri de olmayan, çünkü iki erkeğin aşkından da farklı bu! Arkadaşım, Dostum, Kardeşim, Ailem, Akıl hocam, Aklı bana emanetim, Yokluğunu iliklerimde hissettiğim, Bir nesildir Salihim! Torunlarımızın etrafımızda dolaştığı, Çocuklarımızın bizden öte dost olduğu, Eşlerimizin hala, için için bizi kıskandığı, Altımız...

Misket

Bir saat sonra hayatın devam edecek mi? Uyanmayı bekleme eyleme geçmek için, İçinde kalmasın kelimelerin, Kumlar akıyor cam delikten, İlk kum değilsin ama son da olmayabilirsin. E senin kontrolünde değilse zamanda akış. Paylaş o zaman hayatını, paydaş ol hayatlara Hani sen de bir kum tanesisin ya şu hayatta Buldun mu ruh eşini kaybetme bu çölde! Rüzgar çok olur buralarda. Birleş benliğinle, belki o zaman cam delikler dar gelir size Kumlar akmaya devam ederken siz kalırsınız delikte Küçük bir çocuk misketlerini sever ya hani, Elinde çok kumun varsa Sen de o kumlardan misket yap kendine, Değil mi ki hammadde sizsiniz, Değil mi ki sen de bir çocuksun, O halde birlikten misket doğmaz mı? Aç ruhunun ceplerini doldur misketlerinle. Cebindeki şıngırtıyı da hiç kaybetme Özgün Salih USAL

Tarif

Seni düşünmek gelgitler oluşturuyor şuurumda. Dev dalgalar yaratıyor ruhumda, ben uyurken yokluğunun var olabileceği.. Sana sarılmak çığ oluşturuyor yüreğimde. Yakamozlar yaratıyor gözümde , heyecanla dalgalanırken göğüs kafesim.. Seni öpmek iklimlerimi değiştiriyor kafamda. Çağlayanlar oluşturuyor damarlarımda, dilini tadarken çocukluğum.. Sana sahip olmak.... .... Tarifi yok doğada...

Doluyum

Keşkelerle doluyor sözcük haznemin cümlede biri, Her yüklemin ardından bir keşke çıkıyor, merhabadan ıslıklı bir nefes verişine doğru, bir özlem geliyor, bir öpücük istiyor bu dudaklar, bir hasret çekiyor en nasıra basılmışından. ve anlıyorum bu cümleler sensiz, ben bensiz Keşkelerle doluyor ruh haznemin duyuda biri, Her nefes alışım senin kokun, her bülbülün kuru, sevgilim sesi, her gözlerimin parıltısında senin aksin, her köşe pürüzsüz ve yumuşak her kuytu çenemle uyumlu olsun istiyor bu beden, bedenin bensiz, bedenim anlamsız

Santigrat

Alından topuğa her milimini dudağımla tanıştırmalı. Dudağım kilometrelerce tokalaşmalı.. Boyundan bileğe her bakışım seni bulmalı. Işığını lümen lümen içime çekmeli.. Gram gram kokunu almalı, uzaktan uzağa. Özlenmeli tonlarca.. Her desibelin yanımda tıngırdamalı, kulaktan kalbe. Ninni olmalısın uyurum herhalde...