Issız Adada Mahsur Kalmış Güzel Prenses ve Beyaz Atlı Yüzen-Koşan-Şehla Adamın Kısa Hikayesi



1 - Büyük Karşılaşma

Güzel bir prenses… Issız bir adada… İlk başlarda denizi inleten çığlaklarının yerini, çaresizliğin sessizliği almışken, o da dalga seslerine yeniliyor. Yüzmek istese, yüzemiyor, etraf dev köpek balıklarıyla dolu. Akbabalar yukarıda dönüp duruyor. Adada tek başına korkuyor. Diş fırçası yanında değil, lens kabı bile yok. Aman Allahım! Daha da önemlisi makyaj temizleyicisi yok!
Sonra birden karşı kıyıda beyaz bir at görüyor, uzaktan ona doğru koşuyor, üzerinde de yakışıklı bir adam yok. Yok… At tek başına amaçsızca ona doğru koşuyor. Sonra biraz daha yaklaşınca fark ediyor ki, yakışıklı adam spor yapmak için atın yanında koşuyor. Neredeyse atı geçecek. Elinde bir telefon adımlarını sayıyor, kalorileri hesaplıyor. 
Derken kıyıya geliyorlar, Adam bağırıyor, “Korkma güzel prenses, birazdan seni oradan kurtaracağım”, At kişniyor “hiiiikiişiiiişiiii”. Güzel prenses adadan hiçbir şey duymuyor. Önce adam atlıyor suya, sonra at. Köpek balıkları aç, at daha büyük olduğu için köpek balıkları ilk önce ata hücum ediyor. At çaresiz, at mahcup, atı yiyorlar. Koşan adam, yüzen adam oluyor köpek balıklarını yararak aralarından geçiyor. Koşan adam cılız, koşan adam balıklara göre tatsız, besin değeri sıfır. Yüzen adam yüzerken atın saçından bir tutam alıyor yanına. Hatıra olmalı herhalde. Adaya çıkıyor ve 3 göz kenetleniyor birbirine, adaya çıkan adam şehla, bir göz tutturamadı. Böyle bir an adada daha önce hiç yaşanmamış. O an bulutlar bir saniyeliğine de olsa güneşin ışıklarını kapatıp, güneşe inat, gölgeleri yok eden bir şimşek çakıyor. Sonra güzel prenses, şehla adama tereddütle yanında makyaj temizleyicisi olup olmadığını soruyor. Adam hemen bileğinden kanserle savaş bilekliğini çıkarıp, onun lastiğini kullanarak at kıllarından hoş bir fırça yapıyor, “Bunu hem makyajını çıkartırken, hem de yenisini yaparken kullanabilirsin” diyor. Ve cebinden de lens kabını çıkartıp kıza usulca uzatıyor. Kızın tuzdan kızarmış, kurumuş gözleri mutluluktan mı, yakıcı güneşin kumlarda yansımasından mı bilinmez parlamaya başlıyor. Koşan adam öbür cebinden, tam da prensesin gözlerine uygun bir güneş gözlüğü çıkartıyor. Prenses hayatının en mutlu gününde… En son bu mutluluğu evden kaçarken yaşamıştı.

Delikanlı aceleci, "Çabuk! " diyor, "atın kanı taze iken kaçalım, köpek balıklarının karnı tokken karşı kıyıya ulaşabiliriz. Ya şimdi ya hiçbir zaman" diyor. Kız “hemen çantamı toplayıp geleyim” diyor. Kız çantasını toplamaya başlıyor, ortada çanta yok. Bir tane Bim poşeti var. Yerden bir şeyler bulup, poşete atıyor, sonra adada dolaşıp bir şeyler unuttu mu diye geri dolanıyor. Poşete eşyalarını topladı, yerden güzel taşlar topluyor. Evde çok güzel durur bunlar diyor. Su yansımasından sık sık yüzünü, kaşını, gözünü kontrol ediyor. Bir tane yolundan şaşmış kaş görüyor, diğer kaşlarını farklı yöne tarayarak onu gizlemeye çalışıyor. Sonra tam hazır olacakken, poşetin rengini beğenmiyor, Migros poşeti ile değiştiriyor. Derken hava kararıyor. Kız makyajını da tazeledikten sonra, “hazırım gidelim” diyor. Delikanlı poşeti kızın elinden alıyor, hemen suya atlıyorlar, kızın poşet taş dolu, ağır, dibe çekiyor delikanlıyı. Kız sahile ulaşmak üzereyken, at kemiklerinden eser kalmayan berrak denizde köpek balıkları beliriyor tekrardan. Büyük mavi köpek balığı; “Oğlan zayıf ama arada abur cubur da yemek lazım” diyor, İçinden dediği için kimse bilmiyor ne dediğini. Oğlan dibe çekilirken; nefessiz… Deniz; köpek balıklı… Poşet; ağır... Oğlan hızlıca düşünmeli. Kız sahile çıktı bile. Oğlan hızlı düşünemedi. Sahile içi boş Migros poşeti vurdu. Kız üzgün. Poşet boş. Lens kabı bile gitmiş...

Yorumlar

Gökhan Onaran dedi ki…
Hacı peki orda ufak kulubede yaşayan balıkçı yok mu.Balıkçılık kontratı bir türlü imzalanmamış o yüzden balıkçılık yapamayan hani. :))
filtremdekiler dedi ki…
3. hikayede bir kontrat hikayesi var ama sürpriiiiizz =P

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin