Karışıklık
Kafası karışık bir adamı oynuyorum bu akşam sahnede. Öyle her akşam farklı roller üstlendiğim bir gösterideyim gene. Konumuz bu gece de aşk. Bir erkeğin kafası başka neden karışır ki zaten? Âşık olduğu kadına karşı bir karışıklık bu haliyle. E aşıksa karışıklık nerde? Soru da bu ya. Acaba karışıklık varsa aşk gerçekten var mı? Yoksa karışıklık mı aşık olduğumuz? Sizin kafanızı da fazla karıştırmadan ufak bir hikaye anlatayım. Kafanız karışıyor mu bir bakayım.
Yolu boz yılanlı, suyu bol balıklı, çevresi çok kelebekli bir köy varmış vaktin birinde. Köy, köy ya! Bir de çobanı varmış. Köyde bir çoban yokmuş aslında ama o çobanların içinde bir taneymiş. Onun baktığı hayvanlar hasta olmaz, huysuzluk etmez, uzun yaşarmış. Herkes koyunlarını ona vermek istermiş de, o da koyun seçermiş. Her koyunu yaren etmezmiş kendine. Bir koyunla ilgilenmeden önce aylarca takip edermiş, çok temkinli yaklaşır, bir gün kararını verirmiş. Öyle başkaları gibi aynı anda 30 koyuna bakmazmış. O bir koyunla ilgilenirmiş. Bir gün koyunu 16.yaşını tamamlamış ve ömrünün sonuna gelmiş. Gelmiş, gelmiş ama dünyadan ayrılmadan da ufak bir koyun bırakmış çobana. Çobanın 10 yaşında bir de çocuğu varmış. Çoban, yeni doğan koyunu oğluna vermiş. Bundan sonra bu koyunun çobanı sensin demiş. Minik çoban babasından öğrendiklerini çok iyi aklında tutmuş, onun izinden gitmiş ve yıllar geçmiş, minik çoban artık miniklikten çıkmış, babası da eski koyunlarının yanına göçmüş. Koyununu çok seviyormuş. Bütün gün onunla konuşur, kimseye anlatmadığı sırlarını ona anlatırmış. Onun yanında saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyormuş. Koyun da onun hiçbir sözünden çıkmaz, sanki karısıymış gibi onunla birlikte hareket eder dururmuş. Koyun çobanın gözlerine bakınca içinde çığlıklar başlarmış, ona duyduğu aşkı anlatmanın yolu yokmuş. İkisi de farklı hayvan türleri olsa da koyun hep umutla bakarmış geleceklerine. Çoban için de durum tam tersi değilmiş. Koyunun gözlerine ne zaman baksa çok mutlu olurmuş. Gel gelelim onun bir koyun olduğunun da farkındaymış. Koyunun yaşı ilerledikçe inceden köy eşrafının koyunlarına da göz atar olmuş. Gel zaman git zaman tarlalarıyla babasının ilgilendiği kadar ilgilenememeye başlamış. Her geçen yıl mahsuller azaldığı için elinde avucunda parası kalmamış. Bir gün köy kahvesinde kararını açıklamış, artık 1 koyuna çobanlık yapmayacakmış. Bunu duyan köy sakinleri, bu ailenin çobanlıkta ne kadar maharetli olduğunu bildiklerinden, haberi öğrenen koyununu çobana getirmeye başlamış. Yolda, tarlada herkes ondan koyununa bakmasını ister olmuş. Çobanın geliri iyice artmış. Gel gelelim ilk göz ağrısı koyunun canı sıkılmaya başlamış. Önceleri bu yeni koyunları kafasına takmıyormuş. Artık çoban onunla ahırda kalmıyormuş. O diğer koyunlarla aynı ahırda tek başına farklı bir gözde kalıyormuş. Çoban hala ona farklı davranıyormuş. Koyun da içten içe çobanın onu sevdiğini, ona farklı baktığını düşünüyormuş. Çoban da bunu destekler biçimde ona sözler söylüyormuş. Her geçen gün çobanı daha az görmeye başlamış. Çoban onun yanında olduğunda hep güzel sözler söylüyormuş ona. Onun da boğazındaki düğümlenmeler bir nebze de olsa azalıyormuş. Günler geçtikçe çobanın yaşamı ahırdan iyice uzaklaşmış, artık yardımcıları varmış. Koyunu görmediği günler bile oluyormuş. Günde bir, üç günde bir, haftalar derken ayda bir görüşmeye başlamışlar. Koyun, önceleri çobansız yaşayabileceğini düşünmüyormuş. Zamanla anlamış ki aslında o çobanla yaşamıyor ve hiç yaşamamış. Kendi duygularıymış çobana karşı hissettikleri ve o çoban yerinde kim olsa, ona karşı hissedecekmiş bu duyguları. Koyun bütün iyi niyetiyle, saf sevgisini çobana vermiş. Çünkü aşkı onda tatmış. Çoban çok parası olunca çiftliğin başına birini bırakıp, şehre gitmiş, ticaret yapmaya başlamış. Köye geldiği nadir günlerden birinde çoban artık 28.yaşındaymış. Aklına birden ilk koyunu gelmiş. Aklından o koyunla geçen anıları, ne kadar da mutlu oldukları geçmiş. O koyun onun için gerçekten hep farklıymış, o da bunu biliyormuş. Sadece hayat ondan ibaret değilmiş, hayatında önem verdiği çok şey varmış ve o koyun sadece bunlardan biriymiş. Hemen ahıra koşmuş. Ahırda koyununun bölümüne bakmış, boşmuş. Diğer koyunların arasına bakmış onu bulamamış. Hemen ahır görevlisini çağırmış. Görevlinin cümlesi daha bitmeden şimşekler çakmış, gözlerinden yaşlar yağmaya başlamış. Koyununu ne kadar ihmal ettiğini, aslında hayatında onun gibi bir güzellik daha olmadığını anlamış. Keşkeler dolu cümleler kurmuş. Aslında onu neyin mutlu ettiğini, neyi hırsları için yaptığını fark eder gibi olmuş. Meğer köyün en zengini olmak, ticaret erbabı olmak aslında çevresindekilere karşı bir maskeymiş. Bundan böyle koyun da artık yokmuş. İki hafta evden çıkmamış. Üçüncü hafta kendini toparlamış, çıkmış evden ve şehre geri dönmüş. Artık hayatında koyunlar yokmuş, yolunu çoktan çizdiğine inanmış bir kere. Bu yoldan dönüş yok demiş. Bazı geceler biraz rüzgar estiğinde burnuna koyunun kokusu gelir gibi olurmuş, o da yastığın kuru tarafına kafasını çevirir, uykusuna devam edermiş.
Çobanın hikayesi burada bitiyor. Peki ya koyunun sonunu merak eden var mı? Koyun aşık olacak birilerini buldu gene. Bazı geceler bir rüzgarla onun da burnuna çobanın kokusu geliyor, o sadece gülümsüyor..

Yorumlar