Sinyi Ağacı

Bundan üç-beş zaman önce paslı diyarlarda, kaslı dağların ardına geçip meyve otlarıyla bezenmiş küçük dikenli yüksek ağaçların etrafından pike yaparak ormanın içerisine ilerlediğinizde, karşınıza çıkan büyük ağaçların gövdesinde artık aynı otların bitmediğini görürsünüz. Uçuç Böceği ve semender kokusunun arttığını hissettiğinizde nemin de arttığını hissedersiniz. Hissettiğiniz nemin dengesini ayarlayan hemen köklerinizin dibine ayaklarını uzatmış sinyi ağacıdır. Sinyi ağacı çok misafirperverdir. O da sizin coşkunuzun kokusunu alırsa, yakın arkadaşı rüzgârın da yardımıyla öyle güzel esintiler yaratır ki, alnınızda oluşan ter damlacıkları hemen oracıkta bulutlara uzanır. Alnınızdan içinize buz gibi Kaz Dağları suyunun ferahlığı gelir. Esasen dağ suyuyla da sinyi ağacı çok iyi arkadaşlardır. Dağ suyu, sinyinin köklerini sıcak sudan soğuk suya sokmaz. Sinyi de onun bir dediğini iki etmez. Aralarından su sızmaz. Yağmur yağınca kâh mutlu olurlar, güneş ve kuraklık; ava çıktığı zaman da kâh üzülürler.
Sinyinin lifli, budaklı geniş gövdesinin etrafında sarılmış birçok dalı vardır. Bu dallar kökünden en üst dallarına kadar ulaşır, küçük orman hayvanlarına en uzakları görebilmeleri için patikalar oluşturur. Kahverengi küçük yaprakları, minik bebek ellerini andırır. Küçük olmasına küçüktür ama sayısı öyle fazladır ki, sinyinin etrafında kahverengi bir bayrak sarılı zannedersiniz. Küçük yapraklarının arasından tek tük görünen kozalakları sinyinin soyunu devam ettirecek tohumlarını barındırır. Bazen sinyi, tohumları için gelecek kaygısı duyup; “Acaba hepsi kurumadan toprağa ulaşabilecek mi? Filizlenip başka ormanlarda kendi kozalaklarını oluşturabilecek mi?” diye endişelenir. İçinde tutamaz hemen yaprakları sararır. Sinyinin kozalakları olgunlaşınca yüksek kollarından düşmesine çok içerlense de hemen dağ suyu yardımına yetişir. Çocuklarına yumuşak bir beşik sağlar, ormanın en verimli topraklarının en güzel manzaralı yerlerine taşır ve tomurcuklanma evrelerinin hepsini sinyi ağacına bir bir anlatır. Bu unutulmaz dostlukta tabi ki iyilikler karşılıksız kalmaz. Sinyi de her yaprağıyla asit yağmurlarını azaltmak için gün boyu uğraşır durur. Çünkü bilir ki dağ suyu çok temizdir ve kirlenmemelidir. Kirlenmenin bir kere başlayınca bir daha durdurulamayacağına inanır. Fitil bir kere ateşlendi mi, zamanla dağ suyu koyulaşacak, parlaklığını, billurluğunu yitirecek günün birinde bambaşka biri olarak çıkacak sinyinin karşısına. Kirlenen sularla beslenen sinyinin evlatları da kirlenecek. Böylece kötülük her yere yayılacaktır. Bu sebeple asit yağmurları kötüdür! Kimse sevmez o yağmurları. Yardımlaşma iyidir.
Güneşin gökte sinyi yaprakları arasından sızmaya çalışıp, ormanın içinde ne var ne yok görmeye çalıştığı günlerden bir gün, rüzgâr öfkeli bir şekilde eserken, bu öfkeden üşüyen beyaz bir mantar köpeği, sinyi ağacının geniş gövdesinin arkasında rüzgârdan korunmaya çalışıyordu. Gövdesinde sıcaklık hisseden sinyi, bu ılık dokunuştan çok keyif aldı. Gariptir ki bu zamana kadar onun içini ferahlatan, ona huzur veren ayaklarının altından geçen soğuk kaynak suyuydu. Sıcaklığın da en az soğuk kadar mutlu edici olduğunu düşündü bir an, sonra aklına güneş ve kuraklığın birlikte oynadığı oyunlar geldi, gözünün önünde filizleri yanan evlatlarını hatırladı. Hemen kendine çeki düzen verip, rüzgâra yapraklarını hışırdattı. Rüzgâr işareti alınca öfkesini daha da artırdı. Daha derinden, daha soğuk soluk vermeye başladı. Soğuktan iyice üşüyen köpek, rüzgârdan gizlenebilmek için sinyi ağacına sımsıkı yapıştı. Sinyinin içine gene hoş bir sıcaklık doğdu. Sinyinin aklı karıştı. Sıcak ve soğuk, tam zıt kutuplarsa soğuğu severken nasıl aynı anda sıcağı da sevebiliyordu? Sinyi yapraklarını tekrar hışırdattı. Rüzgâr durdu. Rüzgâr eserken kendini kasan köpek, dindiğinde kendini salınca tek kelime edemeden sinyinin dibine yığılıp kaldı. Beyaz mantar köpeği yerde yatarken, sinyinin ayaklarının dibinde beyaz olmayan bir şeyler de yatıyordu. Ufak bir kırmızılık sinyinin gövdesini boyamış, yerde köpeğin ayaklarının dibinde büyüyordu. Köpeğe ne olduğunu, neden yattığını anlamadı ama ilk defa kırmızı kaynak suyu görüyordu. Demek ki bu sıcaklık dağ suyunun akrabası olan başka bir kaynak suyundan geldiği için hoşuna gitmişti. Tam bu sırada rüzgâr uzaklardan insan sesleri getirdi, sinyinin kulaklarına. Sesler daha önce hiç duymadığı kadar öfke ve hırs doluydu. İnsanların ellerinde, sinyinin kendi kardeşlerinden yapılmış türlü türlü kollar vardı. Kimi ucundan güneş fırlatıyor, dokunduğu yeri yakıyor, parçalıyor, kimi toprak ananın demiriyle bir olmuş dokunduğunu ikiye ayırıyordu. O an mantar köpeğinin yerde yatma sebebinin insanlar olduğunu anladı. Köpeği böylesine hiddetli aradıklarına göre köpek de çok kötü biri olmalıydı. Köpeği derhal insanlara teslim etmeliydi...

Yorumlar

sero dedi ki…
şşş belki köpek haklı teslim etmesin yaaa :)
filtremdekiler dedi ki…
iyi dee ya köpek onların tavuğuna kış didiyseeee??
ysm dedi ki…
Bazen sinyi, tohumları için gelecek kaygısı duyup; “acaba hepsi kurumadan toprağa ulaştırabilecek mi? Filizlenip başka ormanlarda kendi kozalaklarını oluşturabilecek mi?” diye endişelenir.

"acaba hepsi kurumandan topraga ulasabilecekler mi? Filizlenip baska ormanlarda kendi kozalaklarini olusturabilecekler mi?"

birseyler yanlis ama tam cozemedim bir de sen bak .
filtremdekiler dedi ki…
Hmm. Ben sorun bulamadım. Sen bir daha bak =)
ysm dedi ki…
daha detayli aciklamam lazim ya da senin beni ikna etmen lazim :)
Adsız dedi ki…
Masal gibi olmuş, hoşş

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin