Sadakatsiz Adamın Suç Defteri-5
Asansörün kapısı açıldığında kimseye borçlu kalmak istemeyen, kibar bayan saçlarını hızlı bir bilek hareketiyle arkadan toplayıp, biraz da dağınık bırakarak ofisine doğru ilerledi. Asansörün kapısı tekrar kapandı. Bir kat yukarı çıktım ve asansörün kapısı tekrar açıldı, kat görevlisi karşıma çıktı. Kibarca yer değiştirdik. Seviştikten sonra duşa hemen giremiyorsam, üzerimde farklı bir sevişme enerjisi kaldığını düşünüyorum. Üzerimdeki karşı cinsin vücut sıvıları, kokuları sanki çevremdeki bütün kadınları benimle çiftleşmeye çekiyormuş gibi büyük bir özgüven içinde yürüyorum. Beni yiyecekmişler gibi baktıklarını hissediyorum. Lanet olsun bugün çok havamdayım, bütün gözler üzerimde. Sabah bu kadar erken başlayıp, belki günlük sevişme rekorumu dahi kırabilirim. Hali hazırda önceki skorlarıma evlendiğimden beri çok uzağım.
Masama doğru bütün vahşiliğim ile yürürken arkamdan kat görevlisi seslenip, düğmemi düşürdüğümü söyledi. Yalancı bir şaşırmayla gidip düğmemi aldım, nereye taktırdım kim bilir diye yalandan hayıflandım. Düğmeyi incelediğimde fark ettim ki, benim öyle bir düğmem yok ve cinselliğe bakış açımı değiştirmezsem yaklaşık 35yıl boyunca da olmayacak. Düğme olsa olsa asansördeki cömert bayanın olabilirdi. Dağınık saçları ve kopuk gömlek düğmesi bir anda gözümün önünde siyah beyaz 35mm bir film şeridi oluşturdu. Karım ve patronu! Lanet olsun bu fikri kafamdan atamıyordum. Karımla konuşamıyorum çünkü lanet olsun, suçluyum! Halbuki mantıklı bir çerçeveden bakınca ikimizin de farklı insanlarla birbirimize söylemeden sevişmesinden doğal ne var? Çok şey var! O sevişmesin! Karımla konuşamıyorsam, boynuzlu patronuyla konuşmaya giderim ben de. Gerekirse onu boynuzlarımızla mıhlarım!
Öğle arasına 1 saat kala yöneticime bir rapor vermek için odasına gittim. Odada yalnız değildik. Sekreter ve pazarlama müdürü de odadaydı. Bir anda elimi başıma koyup, kenardaki koltuğa yığıldım. Tansiyonum düştü herhalde dedim. Şifre tansiyondu. Yöneticimin karısı ağır tansiyon hastasıydı. Veremim ölüyorum desem umursamazdı ama tansiyon, her kapıyı açıyordu. Beni hemen eve gidip dinlenmem konusunda telkinlere boğup, odasından çıkardı. Güvenliği yardım için çağırdığında, sedyeyle kenara alınan sakat oyuncular gibi hissettim. Ama fark şuydu; ben sedyeyle sahanın içine giriyordum.
Schumacher stili sürüş tekniğimle karımın ofisinin bulunduğu yerin arka caddesindeki patronunun her öğlen gittiği lüks restoranın önüne varmam oldukça kısa sürdü. Arabayı köşedeki katlı otoparkın en ücra köşesine park ettikten sonra restorana girdim ve karşımda muhtemelen her zamanki yerine oturan patronu, masasında tek başına garsonla sohbet ediyor, muhtemel bir sipariş veriyordu. Ben kapıdan girince bir anda ayağa kalktı ve beni masasına davet etti.
Yalandan, bunun ne kadar hoş bir tesadüf olduğunu söyledim.
O da:
—Evet, gerçekten hoş bir tesadüf. Benim de karım ve sizin hakkınızda konuşacaklarım vardı…
Yorumlar
iki kadın... ortada çeşit çeşit bahaneler...
eller arasında dört kafa, mutsuz, saldırgan düşünceler...
macera sanırsa sadakatsizliği kadın ve mutluluk sanırsa bedenin ağır kokusunu erkek,
bahaneler sosa batar üste sıçrar,
düğmeler de kesilemez yalan bıçaklarıyla...