Doktorella-2
Bedensel aktivitenin çok yoğun olduğu bir anda kalp dakikada 38litreye kadar kan pompalayabilir. Bir vücutta ise 5-6 litre kan vardır. Yani kalbin bu tempoda yaklaşık 9saniye çalışması sonucunda vücutta kan kalmaz. Tabi ki kan azaldıkça kalbin temposu da düşüyor. Buna da çözüm buldum. Kalbi dışarıdan bir kaynakla besliyorum. Üzerinde özel besleme kanalları oluşturup, besleyen kanı devridaim yaptırıyorum. Bu sayede vücuttaki kan azalsa bile kalp aynı hızda çalışmaya devam ediyor. Çalışmalarım için kalbin 1dakika kan pompalaması yetiyor da artıyor bile. Bundan sonra araştırmalarım başlıyor ve bitmesi için kalbimin en az 48saat kan pompalaması gerekiyor.
Ha şunu da belirtmek isterim ki, buraya yazdığım verilerin hepsi deneylerimin sonuçlarından ibaret. Her bir boku bildiğini zannedip, bilgileri kitaptan öğrenen, kendilerine doktor diyen o zavallıların bilgilerine benzemez. E tabi kesin sonuçlara ulaşmak için bazı arkadaşlarımız kendilerini feda ettiler ama bu yolda ilerlerken kim fedakârlık yapmıyor ki? Hem sokakta ölselerdi daha mı iyiydi? Bir amaç uğruna ölmek en güzeli… Şehit olmak gibi bir durum bana kalırsa. Gerçi artık ölümleri oldukça azalttım.
Önceleri belli bir duyguyu yoğun yaşayan birinin kanını başka birine vererek aynı duyguyu yaşayıp yaşamadığını öğrenmeye çalıştım. Bu denemeler sırasında kan gruplarının önemini kavradım. Tabi bir de Rh faktörü var. Bunların farklı olduğu durumlarda adaylar(bu tanımlama onları biraz daha havalı yapıyor) önce kızarıp, sonra morarıp ardından beyazlaşıyorlardı. Artık kısa bir kan grubu testi yapıp kollarına bantlar yapıştırıyorum, bu şekilde adaylar hemen ölmüyor. Ayrıca çalışmalarımın daha gizemli kalması adına yakında barkod sistemine bile geçeceğim.
Ben kan gruplarını keşfetmeden önce evdeki ölüler çok artmıştı, bodrumdaki koku yoldan geçenler tarafından rahatlıkla fark edilebiliyordu. Bodrumu havalandırmasam bu sefer koku eve yayılıyordu, deney çocuklarım rahatsız oluyordu. Ne yapsam diye kara kara düşünürken etrafa çamaşır suyu dökme fikri geldi. Şu belli aralıklarla fıs fıs yapan oda kokularından kullanıyordum. Sürekli çamaşır suyu sıkıyordu etrafa. Gerçekten işe yarıyordu ama bu sefer de çamaşır suyu masraflarım çok artmıştı. Bir gün ölülerle farelerin çok ilgilendiklerini keşfettim. Şu dünyada iğrendiğim bir şey varsa o da faredir. Farelerden veya ölülerden kurtulmak için büyükçe bir kıyma makinesi aldım. Adayları önce parçalara ayırıp daha sonra komşu mahallelerdeki çöp konteynırlarına paylaştırıyordum. Evde çöpe gitmeyi bekleyenler için de bir dondurmacıdan iki tane büyük dondurucu aldım. Dondurmacı da hediye olarak iki kutu dondurma verdi. Onları da dondurucuya koydum. Bazen et çekerken canım dondurma çekiyordu.
Evdeki ölümler azalınca evin yiyecek, içecek ve elektrik gibi yaşamsal tüketim miktarları arttı. Ek gelir kaynağına ihtiyacım vardı ve evin en üst katında kullanmadığım oda aklıma geldi. Hemen camına bir kağıt yapıştırdım; “Kiralık Oda”…
Ha şunu da belirtmek isterim ki, buraya yazdığım verilerin hepsi deneylerimin sonuçlarından ibaret. Her bir boku bildiğini zannedip, bilgileri kitaptan öğrenen, kendilerine doktor diyen o zavallıların bilgilerine benzemez. E tabi kesin sonuçlara ulaşmak için bazı arkadaşlarımız kendilerini feda ettiler ama bu yolda ilerlerken kim fedakârlık yapmıyor ki? Hem sokakta ölselerdi daha mı iyiydi? Bir amaç uğruna ölmek en güzeli… Şehit olmak gibi bir durum bana kalırsa. Gerçi artık ölümleri oldukça azalttım.
Önceleri belli bir duyguyu yoğun yaşayan birinin kanını başka birine vererek aynı duyguyu yaşayıp yaşamadığını öğrenmeye çalıştım. Bu denemeler sırasında kan gruplarının önemini kavradım. Tabi bir de Rh faktörü var. Bunların farklı olduğu durumlarda adaylar(bu tanımlama onları biraz daha havalı yapıyor) önce kızarıp, sonra morarıp ardından beyazlaşıyorlardı. Artık kısa bir kan grubu testi yapıp kollarına bantlar yapıştırıyorum, bu şekilde adaylar hemen ölmüyor. Ayrıca çalışmalarımın daha gizemli kalması adına yakında barkod sistemine bile geçeceğim.
Ben kan gruplarını keşfetmeden önce evdeki ölüler çok artmıştı, bodrumdaki koku yoldan geçenler tarafından rahatlıkla fark edilebiliyordu. Bodrumu havalandırmasam bu sefer koku eve yayılıyordu, deney çocuklarım rahatsız oluyordu. Ne yapsam diye kara kara düşünürken etrafa çamaşır suyu dökme fikri geldi. Şu belli aralıklarla fıs fıs yapan oda kokularından kullanıyordum. Sürekli çamaşır suyu sıkıyordu etrafa. Gerçekten işe yarıyordu ama bu sefer de çamaşır suyu masraflarım çok artmıştı. Bir gün ölülerle farelerin çok ilgilendiklerini keşfettim. Şu dünyada iğrendiğim bir şey varsa o da faredir. Farelerden veya ölülerden kurtulmak için büyükçe bir kıyma makinesi aldım. Adayları önce parçalara ayırıp daha sonra komşu mahallelerdeki çöp konteynırlarına paylaştırıyordum. Evde çöpe gitmeyi bekleyenler için de bir dondurmacıdan iki tane büyük dondurucu aldım. Dondurmacı da hediye olarak iki kutu dondurma verdi. Onları da dondurucuya koydum. Bazen et çekerken canım dondurma çekiyordu.
Evdeki ölümler azalınca evin yiyecek, içecek ve elektrik gibi yaşamsal tüketim miktarları arttı. Ek gelir kaynağına ihtiyacım vardı ve evin en üst katında kullanmadığım oda aklıma geldi. Hemen camına bir kağıt yapıştırdım; “Kiralık Oda”…
Yorumlar