Doktorella -3
Ertesi gün tam üç kişi geldi. Kuralları baştan koydum. “Kendi katın, dışında diğer katlara girmek kesinlikle yasak!”. Kirada indirim istemeyen, benim için en ekonomik kiracıyı kabul ettim, 23yaşında inek tipli bir öğrenci. İlk başlarda geleni gideni çok olabilir diye biraz endişelenmiştim ama daha sonra fark ettim ki hiç arkadaşı yok. Bir sabah bahçede kahvaltımı yaparken bahçe kapısının önünde onu sigara içerken gördüm. Yanıma çağırıp bir bardak çay ikram ettim. Dairesinde sigara içmiyormuş, odasına girmeden, beni de rahatsız etmeden kapının önünde içmek istemiş. Endüstri mühendisliği okuyormuş. Çevredeki esnaf ve komşular benim çok hayırsever biri olduğumu söylemişler ona. Sokaktaki evsiz aç insanları besliyormuşum. O da eve girip çıkan tiplerden bunu fark etmiş. Gerçekten çok saygın bir iş yaptığımı söyledi. Keşke herkes benim gibi olsaymış. Konuyu hızlıca kapatarak çalışmam gerektiğini söyledim. Ne hakkında olduğunu sordu. Bir çeşit formül üzerinde çalıştığımı söyledim. Ne gibi bir formül olduğunu sordu? Tanrım ne kadar çok soru soruyordu! Herkesin öğrenmesi gereken bir formül olmadığını söyledim. Kalktım gittim. Giriş kattaki tv izleme odalarına geçtim. Odaya girer girmez, bahçede taze çay kokusuyla şımarmış burnumu, idrar ve çöp kokusu karşıladı. Tv izleme koltuklarına bağlı insanlar ne kadar da pis kokuyorlar. Sanki hiç yıkanmamışlar gibi. Doğru ya ne ara yıkanacaklar? Nerede yıkanacaklar? Onları kendi burun sağlığım ve evde saçma sapan hastalıkların ürememesi için yıkamam gerekiyor. Ertesi gün bodrumdaki dondurucuları başka odaya aldım. Kıyma makinesinin orada geniş bir su gideri vardı. Üzerindeki bir kısmı pıhtılaşmış kanları dağıtmak için biraz yıkadım odayı. Ardından birinci dünya savaşından kalma Yahudi görünümlü tipleri aşağıya indirdim ve soyunmalarını söyledim. Hepsi çelimsiz ve ezik olduklarından, karşı koymadan soyundu, ne olduğunu bile soramadılar korkudan. Şu an bodrumda 8tane çıplak insan var. Onları yıkamak için soyunmalarını isterken, hiç itiraz etmeden soyunan bu insanların duygularını nasıl emebilirim ki? Tek bekledikleri şey komut. Duyguları yok, itaat ediyorlar sadece. Şartlandırırken kolay ama bu insanlar korkmak için bile komut bekliyor. Ya da sürekli korktuklarından fark yaratamıyorlar. Oldukça güçlü, su püskürten bahçe hortumumla hepsini ıslattım. Üzerlerini yer fırçasıyla köpürtüp bir güzel temizledim. Sonra duruladım hepsini. Keşke asarak kurutabilseydim bunları diye düşündüm ama çok mantıklı gelmedi. Kiracım onları bahçede ipten sarkarken görmemeliydi. Kurulanmaları için ısıtıcıyı sonuna kadar açtım, sarı lağımcı botlarımı çıkardım. Bahçede bir sigara içtim.
Bugün büyük bir ilerleme kat ettim. Duygu donörlerimden yeni birini cihaza güzelce bağladıktan sonra, korkması için şartlı refleksini yerine getirdim. Köpek havlamasını duyunca, nasıl korktu anlatamam. İzlettiğim videonun inanılmaz profesyonellikte olmadığını biliyorum. Köpekle ilgili başka anıları olmalı. Altına ıslatmasıyla, kalbinin kabıma 3litre kan pompalaması eş zamanlı oldu. Hemen bayıldı zaten. Kanını özel kaplarda santrifüj ettikten sonra istediğim hormonlu kesimi bulduğumu düşünüyordum. Mikroskop altında yaptığım incelemede, korkmuş evsizlerin kanlarından farklı bir maddenin olduğu apaçık ortadaydı. 3litre kan içinden sadece 1mg çıkarabilmiştim. 1mg hiç de az değildi. Bu adamı bu kadar korkuttuğuna göre bende de bir etkisi olması lazım. Tabi onu korkutan bulduğum bu maddeyse. O an aklıma parlak bir fikir geldi. Tepkilerini hiç belirleyemediğim, tepkisiz hastalara bu kimyasalı enjekte etsem ne olacak ki? Kendi üzerimde denemeliyim. Hemen uygun serumla birlikte kendime enjekte ettim. Enjeksiyonu daha çıkarmadan bütün vücuduma yayıldı, beynime aniden kan çıktı, patlayacak gibi oldu, elimdeki enjektörü düşürdüm, kolumda güç kalmamıştı, her an yere yığılabilirdim ve nedensiz ağlamaya başladım…

Yorumlar