Anneannemin Hikayeleri (1)

Büyücü Kadın- Bölüm 1

Dedim ya gerginim diye, ince bir dokunuşla bütün iltihabımı tükürecek gibiyim. Dokunuş daha büyük olursa kusarım! Daha da büyük olursa ya hiç umursamam ya da ilkokuldan sonraki ilk kavgama başlarım. Ayrıca bu sefer saç çekip, ısırmayacağımı öngörüyorum. Öngörülerim iyidir benim. Tahminlerim sıra dışı görünse de genelde gerçeğe yakın çıkar. Gerçeği bilmek zaten medyumluk, falcılık ya da büyücülük gibi adlandırılıyor. Büyücülük dedim de aklıma geldi, anneannem bazı geceler bizi yanına toplar, arkası yarın olmak üzere minik hikayeler anlatırdı (Tatlıcı tombik anneannemin hikayeleri meşhurdur). Anneannemin çocukluk yıllarında, Çanakkale’nin Bakacak köyünde kimseyle görüşmeyen gizemli bir kadın varmış. Aşağı yukarı 1.50m boylarında, zayıf, çelimsiz, elmacık kemikleri çıkık, gözaltları morcaymış. Kimseyle konuşmaz, kimse de onunla konuşmazmış. Genel ihtiyaçları için markete gittiğinde bile almak istediklerini önce parmaklarıyla işaret eder, gene aynı parmaklarla miktarını tarif edermiş. Nüfusa kayıtlı olmadığı için geçmişini de bilen yokmuş. Kimse herhangi bir yakını olup olmadığını bilmezmiş. Bu kadar köyden soyutlanınca, pek de sevilmeyen bir tip haline gelmiş. Mahallenin piçleri onun arkasından büyücü kadın diye taş atıp dururlarmış. Taşları isabet ettirenler gece uyurken tuvalete yetişemeyenler olurmuş. Köyün bilgeleri aslında kadının iyi niyetli olduğunu, kötü niyetli olsa o çocukları oracıkta kenefe çevirebileceğini düşünürlermiş. Rahmetli ninemse o zamanlar diğer çocuklara katılmaz, kendi başka uğraşlar bulur onlarla oyalanırmış. Bir gece gezmesinden eve dönerken, köyü ortasından ikiye bölen nehrin üzerinde, köyü birleştiren az sayıda köprülerin birinden geçerken nehir üzerinde yeşil bir yansıma görmüş. Uzaktan biri ışık tutuyor diye etrafına bakmış ama başka bir ışık kaynağı görememiş. Nehre(belki dere demek daha doğrudur) baktığında ise su üzerinde yeşil bir ışık hareket ediyormuş. Suyun içinde farklı bir balık mı var diye hemen patikadan aşağıya su boyuna inmiş. Suya baktığında üzerinde hareket eden yeşil bir ışık gerçekten varmış, o yaklaşınca ışık da ona yaklaşmış. O suyun içine baktığı anda o da suyun içinden nineme bakıyormuş. Gördüğü şey bir balık veya bir insan değil. Suyun içerisinde kafasının yansımasının olacağı yerde duran yeşil bir ışıkmış. Suya dokunmak istemiş, tam elini sürecekken yeşil ışık, hareketlenmeye başlamış. Ninem ürkmüş, elini geri çekmiş. İçini tuhaf bir his kaplamış ve hızlı adımlarla orayı terk etmiş. Patikanın tepesine çıkıp arkasından suya son bir kez baktığında, yeşil ışığı suda bir şeyler arıyor gibi dolaşırken görmüş. Hızlı adımlarla eve doğru yola koyulmuş. Dere kenarından yürüyüp, köy kahvesinin etrafından dolanmak için caminin arkasındaki minik geçişe yönelmiş. Caminin köşesine geldiğinde köşede bir karaltı görmüş. Gördüğü karaltıyı çarşaflı bir kadın sanmış. Kapkaranlıkmış, sokak lambasından gelen ışık oracıkta karanlık tarafından emiliyor gibi, ne arkasına ışık geçiriyor, ne de çevresinde gölge oluşuyormuş. Orada karanlıkta, karanlıktan daha karanlık bir karaltı varmış işte. Bir an duraksamış, kahve önünden geçmenin daha güvenli olabileceğini düşünmüş. O durunca gölgede bir kıpırdanma olmuş. Gölgenin kafa kısmında iki nokta, siyahtan önce kırmızıya sonra da parlak bir beyaza geçerek belirivermiş. İçindeki siyah noktalar olmasa karaltının gözleri değil de, biri fener tutuyor sanırmış. Gözünü kamaştıran beyaz, ninemi çok korkutmuş. Korkmuş ama nasıl olduğunu bilmiyor, karanlık içerisindeki gözlere doğru yürümeye başlamış. Dikenli, böğürtlenli çalıların arasından geçerken, içinden bildiği bütün duaları okumuş. Orada geçen 50adım boyunca, anlattığına göre 50yıllık namaz duasına eşit dua okumuş. Arada bir etekleri dikenli çalılara takılıyor, o yürüdükçe esneyen entarisi takıldığı yerden gerilip gerilip, fırlarken; arkasından melodik bir hışırtı da onu takip ediyormuş. Karaltıya yaklaştığında onun bir kadın olduğunu fark etmiş. İyi geceler demek istemiş ama ses tellerinden bir türlü hava geçirip de ses çıkaramamış. Nefes alıyor fakat veremiyormuş. Sesi bir türlü çıkmamış. Karaltının yanından geçerken ufak bir hırıltı çıkarabilmiş sadece. Karaltı hiç cevap vermemiş hırıltıya. Kıpırdamamış bile. Uzun, siyah saçları yaz sıcağının melteminde hafif dalgalanıyormuş. Bütün o kütlede hareket eden saçlar dışında bir canlılık belirtisi yokmuş. Gerçi saçlar da canlı olduğunun kanıtı değilmiş ama açık duran gözlerin parlaklığından heykel olamayacağı aşikarmış. Gözlerine bakmadan yanından geçmiş ve uzaklaşmadan bir şey fark etmiş. Rüzgarda dalgalanan saçlar ıslakmış…


Resim: Elif DOĞU

Yorumlar

timeless dedi ki…
Sanki film izliyorum da gizemli teyze arkamda belirecek diye korktum, tırstım!
MKA dedi ki…
Esek herif... guzel olmus... begendim! Filmini cekecek olursan kahvede oturup kahve icen adam olabilirim;)
MKA dedi ki…
Esek herif... guzel olmus... begendim! Filmini cekecek olursan kahvede oturup kahve icen adam olabilirim;)
filtremdekiler dedi ki…
Oyuncu Duyurusu:
Yukarıda bahsi geçen konuya dair uzun metrajlı bir film çekilecektir. İş bu filmin cami kenarına yürüme sahnesinde kahvede çay getirecek eleman aranıyor.
Özgeçmişlerinizi bu mail adresine gönderebilirsiniz neisolsayaparim@abi.com
timeless dedi ki…
Bence onda da Kıvanç Tatlıtuğ oynasın.
filtremdekiler dedi ki…
ilk onunla konuştum ama teklif konusunda bütçemiz onun istediğinden 40bin lira düşük kaldı.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin