Sütlü Beyin -1

Bölüm 1: Amor Amor

Bugünün bir de yarını var? Nırınırım nırınırım. Ne yaparım senden sonra?  Acımadan geçer yıllar. Zamanla yorgunluk başlar, boşa çıkar pişmanlıklar....
Bu şarkı sözlerini nasıl öğreneceğim ben? Hayır, yabancı şarkıları öğrenemememin bir gerekçesi olabilir. Peki ya türkçe olanlara ne demeli? Şarkı sözlerini dinlemiyor olmalıyım. Karımın da sadece melodisini dinliyor olmalıyım ki, az önce bir ton bir şeyler söyleyip, sonra da beni bırakıp gitti. Terk mi etti, hovardalığa mı çıktı? Bunu öğrenir miyim, öğrenemez miyim, farkı var mı? Bilmem... Keşke daha dikkatli dinleseydim onu. Eskiden sadece şarkı sözlerini bilmediğimi zannederdim. Meğer karım hakkında da bilmediğim çok şey varmış. Bunca zaman boyunca dinlemedim mi acaba onu? Kafam hep memeleri arasında mıydı? -onun da duymamı engelleyebilecek boyutta memeleri var. Bu beni haklı çıkarmaz mı?
Bu sefer sözleri dikkatle dinleyeceğim diye kilitlendiğim anda ispanyolca şarkı çıkmasına ne demeli? Amooor Amoooorrr Amooorr. Pek de imalı.  Karım bunca zaman bana gizli bir amor’u olduğunu anlatmaya çalıştı, ben dinlemeyince de onun yanına mı gitti? Mümkün. Niye üzülmüyorum? Üzülmeyi mi unuttum ben? Ne kadar çok soru soruyorum. Demek insanoğlu da böyle... Sürekli sorular sorup, cevap bekliyor. Cevap alamayınca da terk edip Amor’unun yanına gidiyor. Bir sonraki şarkı da ispanyolca denk geldi. Bu radyoda sadece ispanyolca şarkılar çalıyorlar sanırım. Saklemiksiksa saklemiksiksa liber libbberr liber layy nırınım nırırnımım. Evet, benim de bir tane Amor’um olsaydı, şu anda ben de onun yanına giderdim. Tabi karım Amor’unun yanına gitmediyse, ben de gitmezdim. Onun Amor’u yoksa benim de olmamalı. Hiç olmadı ki. Ben evliliğimiz boyunca bir tek karımı sevdim. Tamam, pek dinlemedim, arada düşüncesizlik etmiş olabilirim ama bir onu sevdim, bir onu kıskandım, gizliden gizliye. Deli gibi özledim şu an onu. Keşke her şeye baştan başlamanın bir yolu olsaydı. Onu tekrar o ilk gördüğüm restoranda görüp, iki ay sonra kendimi onunla aynı masada bulup, başka masada olan arkadaşlarıma nanik yapmak istiyorum. Elini tutabilmek için o yemekten sonra 2 ay geçmesini istiyorum. Ondan sonrası hızlı gelişmişti ama o elini tutana kadar geçen 60günün her dakikası saat gibiydi. İşaret bu düşünce bulutum mu acaba? Tekrar o restorana gidip birine görür görmez âşık mı olmalıyım? Yok yok önce karımın beni aldattığına emin olmalıyım. Arasam pişmanım desem, görüşelim desem. Ya arkadan oynaşının sesi gelirse? İşte o zaman intihar ederim ya da o restorana gider karşıma çıkan ilk kıza âşık olurum. Bunu yapacağımı da bilir. Bildiği için telefonu açmadan, o oynaşına sessiz olmasını söyler. Sonra ben de anlamam oynaşıyla olduğunu.  Demek ki sessizlik de oynaşıyla olduğunun kanıtı. O zaman bu kadın düpedüz-güpegündüz aldatıyor beni. Aldattığını öğrenince daha bir özledim onu. Tokat yedikçe onu daha çok arzuluyorum galiba. Şu an burada olsa onu hemen affeder, boynuna sarılıp, bir daha hiç gitmemesi için yalvarırdım. Hatta çok sıkılırsa arada oynaşını çağırsın eve ama yatıya kalmasın. Ne diyorum ben ya? Hem kapı sesi mi bu? Yaşama sebebim mi geldi?
-          Hayatım neredeydin sen?
Karım elleri poşetlerle dolu bir şekilde kapıdan girdi. Yüzündeki yorgun ifadede beni aldatmış hissi var mı yok mu kestiremiyorum. Kapıdan çıkıp tekrar girmesini isteyebilirim.
-          Ben anlatırken kafan neredeydi? Markete gidiyorum dedim ya! Bir yardıma gelmedin aşkolsun Ufuk!

Resim: Şenay Subaşı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin