Sütlü Beyin -1
Bölüm 1: Amor Amor
Bu sefer sözleri dikkatle dinleyeceğim diye kilitlendiğim
anda ispanyolca şarkı çıkmasına ne demeli? Amooor Amoooorrr Amooorr. Pek de
imalı. Karım bunca zaman bana gizli bir
amor’u olduğunu anlatmaya çalıştı, ben dinlemeyince de onun yanına mı gitti?
Mümkün. Niye üzülmüyorum? Üzülmeyi mi unuttum ben? Ne kadar çok soru soruyorum.
Demek insanoğlu da böyle... Sürekli sorular sorup, cevap bekliyor. Cevap
alamayınca da terk edip Amor’unun yanına gidiyor. Bir sonraki şarkı da
ispanyolca denk geldi. Bu radyoda sadece ispanyolca şarkılar çalıyorlar
sanırım. Saklemiksiksa saklemiksiksa liber libbberr liber layy nırınım
nırırnımım. Evet, benim de bir tane Amor’um olsaydı, şu anda ben de onun yanına
giderdim. Tabi karım Amor’unun yanına gitmediyse, ben de gitmezdim. Onun Amor’u
yoksa benim de olmamalı. Hiç olmadı ki. Ben evliliğimiz boyunca bir tek karımı
sevdim. Tamam, pek dinlemedim, arada düşüncesizlik etmiş olabilirim ama bir onu
sevdim, bir onu kıskandım, gizliden gizliye. Deli gibi özledim şu an onu. Keşke
her şeye baştan başlamanın bir yolu olsaydı. Onu tekrar o ilk gördüğüm
restoranda görüp, iki ay sonra kendimi onunla aynı masada bulup, başka masada
olan arkadaşlarıma nanik yapmak istiyorum. Elini tutabilmek için o yemekten
sonra 2 ay geçmesini istiyorum. Ondan sonrası hızlı gelişmişti ama o elini
tutana kadar geçen 60günün her dakikası saat gibiydi. İşaret bu düşünce bulutum
mu acaba? Tekrar o restorana gidip birine görür görmez âşık mı olmalıyım? Yok
yok önce karımın beni aldattığına emin olmalıyım. Arasam pişmanım desem,
görüşelim desem. Ya arkadan oynaşının sesi gelirse? İşte o zaman intihar ederim
ya da o restorana gider karşıma çıkan ilk kıza âşık olurum. Bunu yapacağımı da
bilir. Bildiği için telefonu açmadan, o oynaşına sessiz olmasını söyler. Sonra
ben de anlamam oynaşıyla olduğunu. Demek
ki sessizlik de oynaşıyla olduğunun kanıtı. O zaman bu kadın düpedüz-güpegündüz
aldatıyor beni. Aldattığını öğrenince daha bir özledim onu. Tokat yedikçe onu
daha çok arzuluyorum galiba. Şu an burada olsa onu hemen affeder, boynuna
sarılıp, bir daha hiç gitmemesi için yalvarırdım. Hatta çok sıkılırsa arada
oynaşını çağırsın eve ama yatıya kalmasın. Ne diyorum ben ya? Hem kapı sesi mi
bu? Yaşama sebebim mi geldi?
Bugünün bir de yarını var? Nırınırım nırınırım. Ne yaparım
senden sonra? Acımadan geçer yıllar.
Zamanla yorgunluk başlar, boşa çıkar pişmanlıklar....
Bu şarkı sözlerini nasıl öğreneceğim ben? Hayır, yabancı
şarkıları öğrenemememin bir gerekçesi olabilir. Peki ya türkçe olanlara ne
demeli? Şarkı sözlerini dinlemiyor olmalıyım. Karımın da sadece melodisini
dinliyor olmalıyım ki, az önce bir ton bir şeyler söyleyip, sonra da beni
bırakıp gitti. Terk mi etti, hovardalığa mı çıktı? Bunu öğrenir miyim,
öğrenemez miyim, farkı var mı? Bilmem... Keşke daha dikkatli dinleseydim onu.
Eskiden sadece şarkı sözlerini bilmediğimi zannederdim. Meğer karım hakkında da
bilmediğim çok şey varmış. Bunca zaman boyunca dinlemedim mi acaba onu? Kafam
hep memeleri arasında mıydı? -onun da duymamı engelleyebilecek boyutta memeleri
var. Bu beni haklı çıkarmaz mı?
Bu sefer sözleri dikkatle dinleyeceğim diye kilitlendiğim
anda ispanyolca şarkı çıkmasına ne demeli? Amooor Amoooorrr Amooorr. Pek de
imalı. Karım bunca zaman bana gizli bir
amor’u olduğunu anlatmaya çalıştı, ben dinlemeyince de onun yanına mı gitti?
Mümkün. Niye üzülmüyorum? Üzülmeyi mi unuttum ben? Ne kadar çok soru soruyorum.
Demek insanoğlu da böyle... Sürekli sorular sorup, cevap bekliyor. Cevap
alamayınca da terk edip Amor’unun yanına gidiyor. Bir sonraki şarkı da
ispanyolca denk geldi. Bu radyoda sadece ispanyolca şarkılar çalıyorlar
sanırım. Saklemiksiksa saklemiksiksa liber libbberr liber layy nırınım
nırırnımım. Evet, benim de bir tane Amor’um olsaydı, şu anda ben de onun yanına
giderdim. Tabi karım Amor’unun yanına gitmediyse, ben de gitmezdim. Onun Amor’u
yoksa benim de olmamalı. Hiç olmadı ki. Ben evliliğimiz boyunca bir tek karımı
sevdim. Tamam, pek dinlemedim, arada düşüncesizlik etmiş olabilirim ama bir onu
sevdim, bir onu kıskandım, gizliden gizliye. Deli gibi özledim şu an onu. Keşke
her şeye baştan başlamanın bir yolu olsaydı. Onu tekrar o ilk gördüğüm
restoranda görüp, iki ay sonra kendimi onunla aynı masada bulup, başka masada
olan arkadaşlarıma nanik yapmak istiyorum. Elini tutabilmek için o yemekten
sonra 2 ay geçmesini istiyorum. Ondan sonrası hızlı gelişmişti ama o elini
tutana kadar geçen 60günün her dakikası saat gibiydi. İşaret bu düşünce bulutum
mu acaba? Tekrar o restorana gidip birine görür görmez âşık mı olmalıyım? Yok
yok önce karımın beni aldattığına emin olmalıyım. Arasam pişmanım desem,
görüşelim desem. Ya arkadan oynaşının sesi gelirse? İşte o zaman intihar ederim
ya da o restorana gider karşıma çıkan ilk kıza âşık olurum. Bunu yapacağımı da
bilir. Bildiği için telefonu açmadan, o oynaşına sessiz olmasını söyler. Sonra
ben de anlamam oynaşıyla olduğunu. Demek
ki sessizlik de oynaşıyla olduğunun kanıtı. O zaman bu kadın düpedüz-güpegündüz
aldatıyor beni. Aldattığını öğrenince daha bir özledim onu. Tokat yedikçe onu
daha çok arzuluyorum galiba. Şu an burada olsa onu hemen affeder, boynuna
sarılıp, bir daha hiç gitmemesi için yalvarırdım. Hatta çok sıkılırsa arada
oynaşını çağırsın eve ama yatıya kalmasın. Ne diyorum ben ya? Hem kapı sesi mi
bu? Yaşama sebebim mi geldi?
-
Hayatım neredeydin sen?
Karım elleri poşetlerle dolu bir şekilde kapıdan girdi.
Yüzündeki yorgun ifadede beni aldatmış hissi var mı yok mu kestiremiyorum.
Kapıdan çıkıp tekrar girmesini isteyebilirim.
-
Ben anlatırken kafan neredeydi? Markete gidiyorum dedim
ya! Bir yardıma gelmedin aşkolsun Ufuk!
Resim: Şenay Subaşı
Yorumlar