Sütlü Beyin - 3


Bölüm 3: Kırmızı Işıklı Sokak

Bugün bir fuar gezisi için patronum beni Amsterdam’a gönderdi. Bir gece burada kalıp ertesi gün İstanbul’a döneceğim. Evlendiğimizden beri karımdan ayrı kalacağım ilk gece bu. Biraz boşlukta gibiyim. Otelde de oturulmaz bütün gece, fuara da dönemem. Sahi fuarda ve sokaklarda ne güzel kızlar var. Hepsi de karımdan güzel ama ben hiçbirini sevmiyorum. Bir tek karımı seviyorum. Zaten onların hiçbiri de bana karımın baktığı gibi bakmıyor. Özledim ya karımı. Otel odamda oturacağıma, bari çıkayım dışarı karıma hediye bir şeyler bakayım.
Bu etekle, bisiklete binme huyu ne Allah aşkına? Bu kızların bir tarafları üşümüyor mu? Üstelik birçoğunun etekleri bile görünmüyor. Ne o öyle iki parmak? Bunların anneleri babaları yok mu, nasıl izin veriyorlar kızlarına anlamıyorum. Kesin ders çalışmaya çıkıyoruz demişlerdir babalarına. Hadi geçtim onu, şimdi bu kızlar soğuktan üreşme yeteneklerini kaybederlerse ne olacak? Yazık günah ya, olacak iş mi?
Bu sokaktakiler de erkenden yatmış. Herkeste de aynı gece lambaları açık, kırmızı kırmızı. Herhalde IKEA’da ayın ürünüydü, belki de süper indirim yaptılar? Gelmişken ben de mi alsam? Aboovv. O da ne? Kız soyunurken perdeyi açık unutmuş. Ama hiç de saklanmıyor... Acaba yarı çıplak olduğunun mu farkında değil? Yoksa bu şekilde dolaşmak da mı normal? Acaba iç çamaşırlarıyla da bisiklete biniyorlar mı? Yok ya bu sefer gerçekten üşürler. Rüzgâr burnumu, kulaklarımı dondurdu. Şu iki bina ötedeki kız da ne o öyle ya. Şu ingilizceyi biraz daha iyi konuşsaydım ne olurdu sanki? Manken mi acaba? Belki de ünlüdür. Baksana şu vücuda, kesin Hollywood’tan. Bari gideyim bir imza isteyeyim. Bir imza için 50Euro? Yok artık bu ünlüler de şaşırmışlar. Adını bile bilmiyorum kadının, 50Euro istiyor. Adını hatırladığım biri çıksa kim bilir ne kadar ister. Ama vücudu da öyle taş gibiydi, ben odadayken perdeyi kapatınca bir heyecanlandım. Bana neler yapmaya kalktı öyle! Uf be ne fantezi! Ne biçim şeyler düşünüyorum ya ben evli halimle? Ya karım da aynı şeyleri düşünüyorsa? Hemen farklı şeyler düşünüp, onun düşüncelerini de değiştirmeliyim. Satrançta fil mi daha değerlidir, kale mi? Ben olsam kaleyi tercih ederdim, siyah karelere de gidebiliyor, beyaza da. Ama bir kalem var ve ikinci olarak seçim yapmam gerekse, bu sefer de kaleyi seçerdim. Filim olsa, ikinci olarak gene kaleyi seçerdim. İkili olunca hep 2. Kale olsun istiyorum ama tek olunca fil de olabilir diyorum. Galiba kaleyi biraz daha çok seviyorum. Hem böyle güçlü kuvvetli duvarları var, saldırılarda iyi savunma yapabilecek bir yapı. Peki ya filin neyi var? Hortumu? Güldürme beni filcik, hadi git piyonla oyna sen. Benim kaleyle konuşacaklarım var.
-          Kalecim bana yarına kadar 50Euro borç verebilir misin?

Resim: Görkem Acıyan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin