Sütlü Beyin -2
Bölüm 2: Ah O Eski Şarkılar
Bugün karımı sevmeye başlamamın 2.ayı. Aslında onu sevmeye
başlayışımın 1.yılı ama ilk 10 ay evli olmadığımız için karım olarak sevdiğimi
söylemek doğru olmaz. Yoksa eskiden karımı sevmiyor muydum? Hayat ne kadar
garip; Önce görür görmez âşık oluyorsun, peşinden koşuyorsun, arkadaşlarına
nanik yapıyorsun, o kadar uğraştıktan sonra bir evlenme teklifi patlatıyorsun,
kabul ediyor, karın oluyor ve bir gün onu sevmediğini anlıyorsun. Hem de bu
kadar basit bir akıl yürütmeyle. Daha iyi akıl yürütebilsem kim bilir bunu ne
zaman fark ederdim… Akılsız başım yüzünden yanlış ilişkilere sürükleniyorum.
Üstüne üstlük bir de evleniyorum. Karım olacak kadın da hiç uyarmıyor ha!
İnsanlık ölmüş arkadaş! İnsanlık ölünce haliyle aşk da ölmüş. Nerede o eski
dedelerimizin âşık olduğu dönemler? O dönemlerde yaşayıp, karıma tekrar âşık
olmak isterdim. O eski dönem, siyah beyaz aşkı iliklerine kadar hissettirirdim
ona. O zamanlara dönünce, restoranda belki masasına oturamazdım öyle kolay ama
o da tek başına yemeğe çıkamazdı. Muhtemelen onu çeşme başında görür,
tutulurdum. Her gün onu su taşırken 5 arşın arkasından izler, mendil düşürmesi
için gönül gözümle dikkatime bin katar takip ederdim.
Yalnız olduğum mehtaplı
gecelerde gökyüzüne bakıp geleceğimizi çocuklarımızı hayal ederdim. Tam o
sırada Rumi takvimimizden bir yaprak koparıp çocuğumuza isim beğenirdim. Belki
ona köşkler veremezdim ama küçük, duvarları alçıyla sıvanmış evimizin arkasına
öyle bir bahçe yapardım ki, her gören çiçeklerden koparıp, saçına başına takıp
kendine süs malzemesi yapmak isterdi. Benim hatuna göz diken kahvedeki alaturka
gençlik ise kesin fitne fesat çıkarmaya çalışır ama kimse onlara inanmadığından,
anca ağızlarına arpa suyu mezesi çıkardı. Karıcığım benimle bir evlense ona ne
güzel entariler, ipek şallar alırdım. Ben fötr şapkam ve pardösümle işten eve
gelince, önce bastonumu alır bir köşeye koyar, sonra parlak potinlerimi
çıkarırdı. Hüseyin ağanın mızıka sesleri eşliğinde ayaklarımı sirkeli suyla
yıkar, en sevdiğimiz taş plaklardan birini takardı. Tabi bunlar için önce kızı
istemek lazım. Ailemi alıp, ailesinden onu isteyene, onlar da verene kadar
elini tutamazdım, işte o zaman elini tutana kadar bekleyeceğim vakit geçmek
bilmezdi. Günümüzde iki ay süren el tutma maceram, o zamanlarda en utangaç 6 ayı
bulurdu. Acaba günleri sayan mahkûmların duvarlara attıkları çizgiler gibi ben
de her dakikayı bir yerlere çizgi olarak işler miydim? Annem kesin kızar,
duvarları pisletme derdi. Ben de gizli bir yer bulurdum orada duvara çizikler
atardım. Bu sefer de her dakikaya bir çizgi için o gizli yerden çıkmamam
gerekirdi, beni merak edip aramaya çıkarlardı, gizli yerimi bulurlardı. Gizli
yerimi gören annem, gizli yerin duvarlarını kirlettiğim için gene kızardı bana.
Anlaşılan o ki annem ne geçmişte, ne de gelecekte beni rahat bırakmayacak.
Aslında iyiliğimi istiyor ama niye bu kadar üzerime geliyor anlamıyorum. Anneler
böyle işte benim biricik karım da bir gün anne olacak, o da çocuğuna böyle
davranacak. Ben de sert babası olarak öyle davranırım belki. Aman sağlıklı
olsun da…
Resim: Şule Kalak
Yorumlar
Rafael kim ya? =)