Hilkat Galerisi -1


Ölümsüz Bir Balığa Duyulan Nedensiz Sevgi

Geçmişte oldukça büyük bir salyangoza ait deniz kabuğunun açık ağzında, akıntıdan etkilenmeyen bir köşe bulmuştu kendine. Günün yorgunluğunu atmak istiyordu, keşke göz kapakları olsaydı diye düşündü. Gözleri açık uyumak ne kadar zordu. Odaya biri girip ışığı açsa ya da güneş doğsa, pencerenin kenarından bir araba geçse uykusu dağılıyordu. Şu insanlar ne kadar şanslıydı. Derin bir iç çekti. Ciğerlerine girmeyen bir şeyin eksikliğini hissetti. Bir sigara iyi giderdi. Zulasında son iki sigarası vardı ama yakacak ateşi yoktu. Ateşi olduğunda da sigarası olmadığı zamanları hatırladı. Bunu beklenmediğinde gelen otobüs benzetmesiyle eşleştirdi. Sigara… Sonra unutmak için başka bir benzetme düşünmeye başladı. Parası olup da vakitsizlikten tatile gidememekle eşleştirdi. Azıcık işe yaradı ama kısır döngüydü. Sigara… Aklından çıkmıyordu. Sigara, sigara, sigara… Lanet olsun bırakmak bu kadar zor olmamalıydı. Halbuki bir arkadaşı bırakması için ödül bile koymuştu ortaya. Sigara… (Ödül sigara değildi). Unutmak için metabolizmasını iyice yavaşlatıp, uyumaya çalıştı, zaten çok yorgundu ve içi uyumak üzereydi. İçinin geçmesi zor olmadı.
-        Boynundaki dikişlerin iyi atılmamış…
Dedi uzaktan gelen iri beyaz kuyruklu ve parlak mavi çizgili Lepistes.

-        Biraz tembel bir babam var sanırım
-        Aynı zamanda umursamaz olmalı, senin durumunda olan bir balık için hala düzeltilebilir bir durum
-        Ateşin var mı?
-        Sigara mı içiyorsun?
-        Ne var bunda?
-        Senin yaşayan bir kalbin mi var?
-        Aslında yaşayan yanım sadece kalbim, diğer organlarımın pek çalıştığını söyleyemem
-        Solungaçların da çalışmıyorsa, sigara niye?
-        Kalp çalıştığı için, organları beslemese de vücutta dolaşan bir kan var, nikotinli kanı seviyorum
-        İlginç bir balık olmuşsun sen. Tabi ölme korkun olmadığı için iç içebildiğin kadar
-        Ölümsüz olduğumu düşünmüyorum ama ölümsüz bile olsam senin gibi kanlı-canlı, gerçek bir balık olmayı tercih ederdim
-        Ben de senin gibi ölümsüz bir balık olmayı tercih ederdim
-        Düşündüğün kadar eğlenceli değil, bütün arkadaşların zamanla ölüyor
-        O zaman daha çok arkadaş edinmelisin. Ben Kübra
-        Ben de Halil. Memnun oldum. Şimdi ateşin var mı?
-        Açıkçası ateşim var ama benim içime çektiğim oksijeni de kirleteceğini düşünüyorum, hem insanlar sigara içtiğimizi görürse sorun olmaz mı? Onlar bizi iki saniye hafızası olan, minicik beyinli varlıklar zannediyorlar
-        Bu gibi durumlar için arkamda gördüğün salyangoz kabuğunu kullanıyorum, içerisinde izmaritlerimi saklıyorum ve içerken beni görmüyorlar, ayrıca şu an sigaraya çok ihtiyacım var, çok dertliyim.
-        Fazla sigaran var mı?
-        Ateşimiz var anlaşılan
-        Anlatılacak hikayelere ateş bulunur.

Birlikte büyük salyangoz kabuğunun içlerine doğru gitti iki balık. İçerisi gerçekten karanlıktı. Sigarayı içlerine çekerken sigara ateşinin güçlenmesiyle birbirlerinin yüzlerini ancak görebiliyorlardı. Her çekilen fırtta daha da parlayan dört göz... Halil’in soğuk bir çekiciliği vardı. Parlaklığını kaybetmiş bal gözlerinde, derin ıstırap görüyordu Kübra.
-        İfadendeki üzüntü sana mı ait yoksa parçaları kullanılan diğer balıklara mı ait?
-        İlk birleştirildiğimde ifadem biraz daha canlıydı, parlak gözlerim vardı. Sanırım bir japon balığından aldılar gözlerimi. Daha sonra her biri kendini benim vücudumda ailesini kaybetmiş göçmen gibi hissetmeye başlamış olmalı ki, zamanla hepsi enerjisini kaybetti
-        Bence gözlerin hala güzel
-        Teşekkür ederim. Ama kim bilir kimin gözüydü. Bazen birleştirildiğim balıklar, ecelleri ile mi öldü yoksa beni bütünleştirebilmek için mi öldürüldüler çok merak ediyorum. Eğer benim yüzümden öldülerse ve yakınları onların organlarını, misal gözlerini, burnunu, çenesini tanırsa diye büyük rahatsızlık duyuyorum ve işin acı tarafı ölmediğim için bu kötü histen kurtulamıyorum
-        Senin akvaryuma ilk atıldığın günü hatırlıyorum, o günden beri hep seni izliyorum. Aslında şu dişlerini aldığın pirana yüzünden kimse seninle konuşmasa da içten içe hepsi seni kıskanıyor ve merak ediyor
-        Sen ne düşünüyorsun peki?
-        Bence çok çekicisin, farklı bir havan var. Belli ki geçmişinden dinlenecek çok hikaye var.
-        Var tabi ki ama hiçbiri bana ait hikayeler değil
-        Yanılıyorsun, bence başka balıklardan taşıdığın miras, hikayeleriyle birlikte geliyor. Misal şu yüzgecindeki yara. Belki de bu yüzgecin sahibi, dişlerini taşıdığın piranadan kaçmaya çalışırken yaralandı
-        Bu durumda kendimi ısırmış oluyorum. Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Bu arada itiraf etmeliyim ki gördüğüm en parlak mavi şeritli lepistessin
-        Hey akvaryumdaki tek lepistes benim
-        Senden hoşlanıyorum mu deseydim doğrudan?
-        Senin bedenindeki organların hepsi eksiksiz çalışıyor değil mi?
Son sigaranın da ateşi sönmüştü. Karanlık salyangoz kabuğunun içerisinden iki balık da dışarı çıkmadı. Dışarıda oksijen hortumunun salladığı, yapay yosunların arasından onları gözlemleyen balıklar saatlerce deniz kabuğundan çıkan görmedi. Dikdörtgen akvaryumun içerisinde herkes kulaktan kulağa konuşuyordu, fısır fısır dedikodunun ardı arkası kesilmiyordu. Akvaryumun yüzeyinden odaya açılan su kabarcıkları bütün fısıltıyı odaya dağıtıyordu.

- Baba bak, çabuk bak bu resimden ses geliyor...
Dedi galeriyi gezerken, akvaryumlu resme uzun uzun baktıktan sonra.
- Olur mu öyle şey oğlum, hiç resimden ses gelir mi? Hem resimlere o kadar yakından bakılmaz, zarar vereceksin.

Çocuk hevesi kaçmış şekilde sıradaki resme doğru ilerlemek üzereyken burnuna gelen sigara kokusuyla birlikte salyangoz kabuğunun oynadığını gördü. Babasına söylemek istedi ama hiç resim hareket eder miydi? Etmezdi elbette…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin