Hilkat Galerisi -2

Ateşli Bir Aşkın Ayın Karanlık Yüzüyle İmtihanı

İçtikleri siyah karanfil özlerinden kafası yükselmiş Ozan adlı ateş böceği, gövdesinin altında ezilen minik karısı Pelin’e seslendi;
-        Gecemi aydınlatan yarım, hayat yolumun ışığı, sen olmasan bu dünyada yaşayacak sebebim de olmaz. Seni her şeyden çok seviyorum, öyle seviyorum ki seni…
Pelin cümlesinin bitmesini bekleyemedi, yapıştı dudaklarına. O da Ozan’ı deli gibi seviyordu ama bu kadar karanfil özü içmeseler belki daha sakin bir gece olurdu. Üstelik çekirge Murat onları akşam yemeğine davet etmişti. Sadece evini ziyaret edenlere ikram ettiği, özel spesiyali haşlanmış tırtıl yumurtasını pişirecekti. 
-        Şu gökyüzündeki aya öyle minnettarım ki, onun sayesinde senin nur yüzünü görebiliyorum.
-        Pelin’im sen iste senin için ayın karanlık yüzünü aydınlatırım.
-        Gerçekten yapar mısın?
-        Yapılabilecek olsa, şimdi yola çıkarım.
Sabaha kadar o ağaçta kalan başka hiçbir böceği uyutmadılar. Kimisi dalların altından süpürge saplarıyla vurdu, söylendi, bağırdı, seslerinden gaza gelip barışan küs çiftler bile oldu. Nihayet gün aymıştı. Pelin gecenin verdiği yorgunlukla derin bir uykuya daldı, Ozan kahvaltılık bir şeyler toplamak üzere sahil kıyısındaki papatya tarlasına doğru yola koyuldu. Yolda çekirge Murat’ı gördü. Murat onu görmezden geldi. Onlar gelecek diye o kadar hazırlık yapmıştı ama bir arayıp gelmiyoruz diye haber vermemişlerdi. Murat onlara ulaşmaya çalıştığında ise antenleri kapalıydı.
-        Hey Murat
-        Koyayım da tur at Ozan!
-        Ya biliyorum kızdın bize, çok özür dilerim ama acil evde kalmamız gerekti
-        Ben anladım zaten.. bazen sizin adınızın neden... ateş böceği olduğunu… daha iyi anlıyorum… ateşiniz hiç sönmüyor… ama böcek gibi davranıp… haber verseydiniz… yumurtaları 3 kere.. ısıttım yoldasınız diye… sonra da tek başıma… hepsini yedim
-        Çok özür dilerim ya, inan bir daha olmayacak
-        Bu kaçıncı ama ya…
Çekirgenin zıplarken havada kaldığı süre boyunca devam eden diyalogları yavaş ilerlese de, ancak bu şekilde sohbet ederek seyahat edebiliyorlardı. Nihayet papatya tarlasına vardılar. Kursaklarına güzelce bitki özlerini doldurdular, çok yoruldukları için deniz kenarındaki bir erik ağacının dalında dinlenmek için durdular.
-        Murat, Acaba aya ulaşabilen böcekler var mıdır?
-        Sadece kuşların ulaşabileceğini söylüyorlar. Suda yüzen maymunlar çok tehlikeli. Bir keresinde gözümün önünde iki çekirgeyi yakalayıp suyun dibine çektiler.
-        İçim bir garip oldu.
-        Bilge martılar ay kulesinin içinden ayın karanlık yüzüne bir merdiven çıktığını söylüyorlar
-        Hadi canım?
-        Orman ana çarpsın ki öyleymiş. Gördüğüm bir martı anlatmıştı, onun bir arkadaşı gitmiş. Altında bulunan bir kapıdan girip eğer bütün merdivenleri çıkabilirsen, ayın arkasına ulaşıyormuşsun. Işığı o kadar parlakmış ki, ışığına bir kere baksan gözünü alamıyormuşsun. Söylediklerine göre bir sürü ölü böcek varmış ay ışığının önünde.
-        Tabi hep birilerinin arkadaşının arkadaşı yapmıştır zaten.  Hiç ben gittim diyen yok.
-        Bence her koşulda çok tehlikeli, bir böceğin oraya çıkması için aklını kaçıracak bir sebebi olmalı
-        Bence o kadar da tehlikeli olamaz, merdivenler pekâlâ uçarak çıkılabilir, hem ölü başka böcekler varsa, demek ki oraya ulaşan böcekler de vardır
-        Peki, bu adadan oraya gitmek için içi vahşi maymunlarla dolu suyu nasıl aşmayı düşünüyorsun?
-        Uçarak?
-        Aptal! Tabi ki uçarak ama deniz seviyesine bir karış mesafede uçmak zorundasın, daha fazla yükselirsen rüzgar seni alıp, hemen suya çarpar. Biraz daha aşağıdan uçsan bu sefer de maymunlar seni görüp yakalayabilirler, tabi ondan önce bir dalga kanatlarına çarpıp seni suyun içine çekmezse. Anlatırken bile korktum
-        Ben yaparım! Oraya gidip ayın karanlık yüzünü aydınlatmak istiyorum
-        Bu kilolarınla deniz yüzeyinde, değil yüzlerce maymunu geçmek, ilk maymunun öğle yemeği olursun.
Ozan kafasında planı yapmıştı bile, sevgisini ispatlamanın yegâne yolu buydu. Herkes görecekti ayın karanlık yüzünü, herkes bilecekti Pelin’i ne kadar çok sevdiğini, bu uğurda gerekirse canından olabileceğini.
O akşam gene komşularını uyutmadılar, Çekirge gene tek başına yedi yemeğini, yemek yerken yıllardır haber alamadığı eski sevgilisini düşündü. Herkes bir balıkla çekirgenin aşkının imkansız olduğunu söylemişti onlara ama ikisi de dinlememişti kimseyi, ta ki o acı güne kadar. Tanrılar denizde yüzen koca ağaçlarından sarkıttıkları iplerle sevdiğini gözleri önünde yanlarına almışlardı. Martının teki onu bir akvaryumun içerisinde gördüğünü söylese de martıya kimse inanmamıştı. Keza o da çok inanmamış gibi görünse de, her gözünü kapattığında o akvaryumu düşlüyordu. Acaba bir gün oraya gidebilir miydi?
Gecenin yoğunluğunun verdiği yorgunluk ile Pelin uykusuna yeni dalmıştı ki, Ozan gün ışığından önce ağacı terk etti. Aklında tek bir amaç vardı, maymunlu deniz aşılacak ve ayın tamamı bir sonraki akşam aydınlatılacaktı. Bunu yapması için tam bir günü vardı. Papatya tarlasına hızlıca ulaştı. Kahvaltısını aynı erik ağacının üzerinde yaptı. Su sakin görünüyordu, ne kadar tehlikeli olabilirdi ki? Kahvaltısı bitince gözünün önüne Pelin’in dolgun ışıkları geldi. Ömrünün sonuna kadar o ışığın gözünü kamaştırmasını istiyordu. Aklında Pelin, gözünde ay kulesi başladı uçmaya. Hızlıca suda ilerliyordu, ilk gelen dalgada sudan kaçmak için fazla yükseldi, fazla yükselince sert bir rüzgar suya doğru çarptı onu. Kahvaltısı için pusuya yatmış dev mavi maymun, bu fırsatı bir saniye bile bekletmeden değerlendirdi, bir yudumda Ozan’ı midesine indirdi.
Pelin uyanmıştı ama ne Ozan, ne de Ozan’ın her gün hazırladığı kahvaltı vardı. Ağaca yazılmış bir not buldu. “Senin için ayın karanlık yüzünü aydınlatmaya gittim, bu gece ayı izle, ben de seni izliyor olacağım.”
Pelin büyük bir umutla herkese kocasının akşam ayın karanlık yüzünü aydınlatacağını söyledi. İlk gece herkes oradaydı, gözleri ayın hareketli aydınlık yüzünden kamaşıp kapanana kadar ayı izlediler. Sabah olduğunda ise Pelin tek başına kalmıştı. O gece ve ondan sonraki her gece ayı izlemeye devam etti.  Ömrünün sonuna kadar ayın karanlık yüzünün aydınlandığını hiç görmedi, kimse görmedi.
Murat akşam yemeklerinde Pelin’i bir daha hiç görmedi, tek başına büyük aşkını düşünerek haşlanmış tırtıl yumurtalarını yedi.
Ozan sevgisini kanıtlamak için çıktığı yolculukta ayın karanlık yüzeyini aydınlatamadı. Ama kanıtlama konusunda kimsenin şüphesi yoktu.

-        Kızım niye ağlıyorsun?
-        Bu resim beni çok duygulandırdı
-        Oldukça hüzünlü bir resim bu... Bazen hayatta ne kadar şanslı olduğumuzu görmek için başkalarının hüznü bize yardımcı olur ve elimizdekilerin kıymetini daha iyi biliriz.
-        Haklısın baba
-        Hadi bak bir sonraki resim oldukça renkli, eğlenceli bir şeye benziyor, ona bakalım.
Çocuk resimden uzaklaşırken, baktığı açı değişince dikkatini bir parıltı çekti. Sanki bu resme ilk bakmaya başladığında burada bir parıltı yoktu. Öyle ya deniz fenerinin lambasının aydınlatmadığı tarafta parıltının ne işi vardı?

1.bölüm - Ölümsüz Bir Balığa Duyulan Nedensiz Sevgi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin