Hilkat Galerisi - 4
Fransa’da bir aşçı kerevizlerin en iyilerini ayıklarken, oradan tam
3.132km uzakta, bambaşka bir vücuda musallat olmuş bir zihin, lanetler
yağdırarak yaşantısına devam ediyordu. Her gün işe gitmekten nefret ediyor, iş
için uyanmaktan, akşamları erken yatmaktan gına gelmişti. Ödemek zorunda olduğu
kirası ve diğer giderleri olmasa bir saniye daha o işe gitmezdi. Sürekli
kendine başka işler arıyordu. Herhangi bir kariyer sitesine, herhangi bir
zamanda bakan bir insan kaynakları uzmanının Mine’nin özgeçmişini iki saatten
uzun süre güncellenmemiş görmesi mümkün değildi. Facebook’taki magazin
haberlerinden daha çok yeni iş ilanlarına bakıyordu. Yeni çıkan iphone
modellerinden önce yeni çıkan iş ilanlarından haberdar oluyordu.
Bir gün bir arkadaşı ona renkli taşları toplayıp, onları farklı
şekillerde dizerek resimler yapmasını ve bunları iyi yaparsa güzel fiyatlara
satabileceğini söyledi. Taş doğada bedavaydı, bedava bir girişimcilik fırsatı
bulmuştu. Denemeye değerdi. Sahilden irili ufaklı bolca taş topladı. Aklına ilk
gelen şekilleri yaptı ve taşları bir kartona siyanoakrilat ile yapıştırdı.
Kartonları da boyayıp evin balkonuna kurumaya bıraktı. Sabah uyandığında
kartonlardan birinin üzerinde ilave parlaklıklar gördü, önce bir veryansın
etti, gecenin gezenti sümüklü böceklerine. Sonra biraz daha baktı ve aslında bu
parlaklıklar ilginç bir detay katmıştı eserine. Taşlı resimli eser artık çok
daha etkileyici duruyordu, tamamen doğanın doğaçlaması gibiydi. O hafta sonu
Urla’daki enginar festivalinde bir masa açtı ve bütün eserlerini götürdü,
sümüklü böcekle ortak çalışmasını standın ortasına koyup, eserlerini satmaya
çalışıyordu, en değerli eserinin reklamıyla diğerlerini satacağına emindi. Ama
sonuçta en değerli eserini de satacaktı, tabi ki son gün. İlk gün bütün
eserleri satıldı, sadece favori eserini satmadı. İnat etti onu satmadı,
diğerlerinin on katı teklifler geldi ama satmadı. Resim pazarda organik ürün
etkisi yaratmıştı ama arz düşüktü. Bu işe bir çözüm bulması gerekiyordu. Ona
daha çok sümüklü yol lazımdı, mümkünse duble sümüklü yol. O gece tekrar taş
toplayıp, tekrar aynı eserleri hazırladı, tekrar balkona koyup sümüklü
böcekleri beklemeye başladı. Saatler ilerliyor üzerlerinden değil duble yol -
stabilize, tali yol bile geçmemişti. Belli ki sümüklü böcekler bu gece başka
bir rotadan geçmişlerdi. Öyleyse o rotayı bulmak gerekiyordu. Hemen balkonun
etrafına bakmaya başladı, duvarlara, pencere kenarlarına baktı, balkonlara
çıktıysa da hiçbir iz bulamadı. Acaba sümüklü böcekler peçete mi kullanmaya
başlamıştı yoksa ilgilerini çeken şey mi kaybolmuştu. Boya veya yapıştırıcı
kokusu onları çekmiş olabilirdi. Ama şimdi yapıştırıcıyı değiştirdiği için
kokuyu almamışlardı belki de. Önceden boyadığı eserlerine eski yapıştırıcıdan
sürdü, sümüklü böcekler gelmedi. Yapıştırıcıdan tekrar sıktı çevresine, gelen
giden olmadı. Çok çaresizdi, çok para kazanabilirdi şu lanet olası böceklerin
kıçlarından çıkan sümüklerle. Ama kazanamıyordu işte.
Kafasını toparlaması gerekiyordu. İşyeri her geçen gün daha berbat bir
yer oluyordu. Sevmediği için ayrıldığı eski işine mi geçmeliydi acaba? Çıkış
yolu yok gibiydi. Ufak bir değişiklik iyi gelirdi. Bir arkadaşının tavsiyesi
üzerine Enginar festivalinden sonra Adatepe’ye gitti. Adatepe’de kahvaltısından
sonra Kaz Dağlarında, herkesin yürüdüğü patikadan uzaklaşıp, ormanın
derinliklerine doğru ilerledi. Dağın tepesinden akan soğuk su, yoluna çıkan
taşlara çarpıp, kıyıda ufak su birikintileri oluşturuyordu. Paçaları ıslana
ıslana yürüdü, farkında olmadan baya ilerlemişti. Ormanın öyle bir bölümüne
geldi ki, burası onun için cennetti. Tam aradığı yerdi, etraf sümüklü böcek
kaynıyordu, hem de rengarenk kabuklarıyla birlikte. Çantasındaki abur cubur
poşetine hemen birkaç tane irilerinden topladı. Koşa koşa kaldığı pansiyona
döndü. Yolda sahil kenarından bir sürü taş topladı ve büyük bir marketten kartonlar
aldı. Hemen balkonda taşları dizip yapıştırdı, boyadı. Poşetin içindekileri
hava kararınca resmin üzerine saldı. Zavallı hayvanların kaçacak tek kaçış
rotası resmin üzerinden geçmekti.
Döndüğünde eserleri çok tuttu, ilk hafta sonu tam 40tane eser sattı.
İkinci hafta 50, üçüncü 30 ve tam beş hafta sonra hiç satamadı. Çünkü artık
herkeste bu eserlerden vardı. Acilen başka bir çözüm bulmalıydı, ya başka
pazarlara gidecek(işinden istifa etmesi gerekiyordu) ya da başka bir şey ne
olabilirdi. Elinde bir sürü salyangoz vardı. Bunları yurtdışına satmaya karar
verdi, her hafta sonu kilolarca kaz dağlarından toplayıp, Fransa’ya mal satan
bir tedarikçiye satmaya başladı. Üç ay sonra işinden istifa etti, artık maddi
anlamda güçlüydü. Beş ay sonra bu işten de sıkıldı. Monotonlaşmıştı Salyangoz
işi. Hem kendini geliştiremiyordu da. Sonunda İnşaat sektörüne girmeye karar
verdi.
- - Baba bak bu resmi bir müteahhit bağışlamış sergiye
- - Hayret, sanata değer veren müteahhitler olduğunu hiç
düşünmezdim
- - Belki de sevmediği için bağışlamıştır
- - O da mümkün, zaten bu biraz daha soyut bir çalışma gibi
herkesin beğeneceği bir tarz değil.
- - Baksana renk seçimleri de bir ters.
- - Gökyüzü yeşil, ağaç yaprakları kahverengi... Tuhaf bir eser
bu.
2.bölüm - Ateşli Bir Aşkın Ayın Karanlık Yüzüyle İmtihanı
Özgün Salih USAL

Yorumlar