Bir Hemoglobinin Beklenmedik Seyahati
Bugün Cevat için
çok zor bir gün olacaktı. Başına neler geleceğinin %10’unu bilebilse bugün hiç
evden çıkmaz, hatta uyanmazdı. Ama o her şeyden habersizce işe doğru yola
koyuldu. Son zamanlarda çektiği aşk acılarından dolayı biraz kafası dağınık
olsa da, unutmak için kendisini tamamen işine vermeye çalışıyordu. Kartını
bastığında saat 08:00’dı, hiç geç kalmazdı. 08:00-08:15 vardiyasında
çalışıyordu. Diğer meslektaşları kadar çalışkandı. Onun biriminde işini az ya
da fazla yapan yoktu. Kimsenin kovulma korkusu veya prim beklentisi olmaz, herkes
işini eksiksizce yerine getirirdi. Kartını bastıktan sonra hiç vakit
kaybetmeden, işe başladı. İşe özel bir kıyafeti yoktu. Hatta hiç kıyafeti
yoktu, çıplak çalışıyordu. Ustabaşının bağırışlarıyla herkes görev yerini
öğrendi ve kendilerini o bölgeye giden akıntıya bıraktılar. Cevat bugün yukarı
katlarda çalışacaktı. Yer çekiminden bazen başının döndüğünü söylese de aslında
akıntının hızı ile kapalı bir borunun içinde kayarken çok da yer çekimini
hissedemiyordu. Bazen de roller coaster’a biniyormuş gibi çok eğleniyordu. Görev
yeri olan yönetim katına geldi ve hiç kaybetmeden beyinden karbondioksitleri
aldı. Tam görev adamıydı Cevat. Biri kafasının üzerine, diğer üçü beline dolanacak
şekilde, dört yolcusunu aldı. Ne eksik, ne de fazla. Hızlıca kalbe giden damar
kanalına atladı. Karbondioksitleri taşırken hiç konuşmazdı. Çünkü birazdan onları
kapı dışarısı edecekti. Bir nevi güvenlik sayılırdı. Onlarla, bir bağ kurmaktan
korkuyordu. Belki de fazla profesyoneldi. Sicilinin zarar görmesinden
korkuyordu. Bir yandan da karbondioksitlere karşı hep mesafeliydi, galiba
yetiştiriliş tarzından kaynaklanıyordu. Biraz ırkçı olduğu söylenebilirdi.
Hayır, hayır kendisinin üstün canlı olduğunu falan düşünmüyordu ama bir
karbondioksit de değildi. Çıkış kapısına yaklaşırken, başına bağlı Karbondioksit
ile göz göze geldi. İkisi de bu anın geleceğini biliyordu. Hiç hır gür çıkmadan,
Karbondioksit akciğerlerde Cevat’tan ayrıldı. Her zamanki soğuk görünümünden ve
resmi formatından çıkmak için bir şey söylemek zorundaymışçasına…
Karbondioksit durdu, şöyle bir baktı. Cevat’ı baştan aşağıya süzdü ve üzgün
bir tonda;
-
Dışarıda
daha çok kıymet verileceğim yerler olduğuna eminim
-
O
kadar emin olma. Dünya acımasız bir yer.
-
Dünyayı
hiç görmemiş birinin bunları söylemesini dikkate alacağım tabi ki. Hem
duyduğuma göre bitkiler insanlardan çok daha duyarlıymış
-
Bol
şans
-
Sana
da
Karbondioksit
cümlesini bitiremeden alveollerin içine doğru çekildi. Karanlıkta kayboldu. Alveoller
kimilerine göre bir kara delik, kimilerine göre ise ışınlanma kapısıydı.
Gidenden asla haber alınamazdı. Gelenler ise büyük bir coşkuyla karşılanırdı. Omuzunda
bir el hissetti.
-
Boş
mu?
Cevat hayatında aşık olmuştu tabi ki, hatta ilk görüşte de aşık olmuştu ve
hatta hatta daha önce de bir oksijene aşık olmuştu ama bu oksijen… Çok
farklıydı. Onu görür görmez sesini çıkartamadı korkusundan, nutku tutulmuştu. O
ne güzel bir kovalent bağıydı, o atomların parlaklığı, manalı duruşu… Bir an
rüyada olduğunu düşündü. Yok, yok kesin ölmüştü de cennetteydi. Kim bilir hangi
öksüzün hayır duasını almıştı.
-
Buyurun
tabi
Titrek sesiyle, sanki büyük bir kabahat işlemiş gibi cevap verebildi zar
zor.
-
Benim
adım Cevat
-
Benimki
de Bahar
Cevat’ın dünyasına Bahar gelmişti. Bütün çehresinde çiçekler açmıştı,
karnında dolaşan arılar, çiçeklere ulaşmaya çalışıyorlardı. Herkül’den sonra en
güçlü canlı oydu şu an, belki Herkül’den de güçlüydü.
-
Getirin
len o Herkül’ü bana!
Diye içinden bağırdı, en yüksek sesiyle.
-
Birini
daha mı bekliyoruz?
-
Herkül’ü…
diyemedi
O ses bir melodi gibiydi, Fazıl Say çalıyordu fonda. Çiçek bahçelerinde
yeni yeni çiçekler vardı ne güzel.
-
Bir
problem mi var?
Fonda Zeki Müren,
“Arım balım peteğim” diyor, “Aldığım her nefesin birisi senin” diyor. Omuzuna
dokunulup, sarsılınca, bir an normal dünyaya döndü. Hemen yola koyuldu. Önce kalbe
doğru gidiyordu. Bahar zaten onun kalbine çoktan varmıştı da, şimdi onu
bırakmak istemiyordu. Ne yapsa, etse, yolu uzatsa… Kalpten çıkınca beyin yerine
göze saptı, manzaralı yoldan götürmek istedi. Keşke burada biraz kalıp, beraber
gün batımını izleyebilselerdi. Bahar çok sevecendi, sürekli gülümsüyordu. Ama o
bir oksijendi. Ona bakar mıydı acaba? Böyle bir aşk olabilir miydi? Sonsuza
kadar beraber yaşayabilirler miydi? Yolu ne kadar uzatırsa uzatsın, zaman su
gibi akıp geçti. Bahar bu güzel yolculuk için teşekkür etti ve yollarını ayırdılar.
Acaba tekrar gelir miydi? Farklı dünyaların insanı olduklarını Bahar da
düşünüyor muydu? Biraz daha gezmek ister miydi diye biraz daha beklemek istedi.
Belki bir şeyini unutmuş numarası yapar, dönerdi. Sonra bir Karbondioksit şap
diye yapıştı ensesine. Dolu demek istedi, diyemedi. Ardından birkaç karbondioksit
daha yapıştı. Saymıyordu bile. Hayat onun için artık önemsizdi. Şu
karbondioksitleri de bırakıp, muhtemelen Karaciğer’e gider intihar ederim diye
düşündü. Karbondioksitlerden biri numaradan öksürdü. Mecbur kalbe doğru yola
koyuldu, oradan akciğerlere saptı. Tek kelime etmedi Karbondioksitlere. Ayıp mı
olmuştu acaba. İnmeden ensesindekine bir şeyler söylemek istedi.
-
Sana
hayatında başarılar diliyorum.
-
Dışarıda
daha çok kıymet verileceğim yerler olduğuna eminim
-
O
kadar emin olma, Dünya acımasız bir yer
-
Dünyayı
hiç görmemiş birinin bunları söylemesini dikkate alacağım tabi ki. Hem
duyduğuma göre bitkiler insanlardan çok daha duyarlıymış.
-
Bol
şans
-
Sana
da
Karbondioksit
gözden kayboldu. Kara delik onu içine aldı. İşte yeni yolcusu geliyordu.
Aman yarabbi bu
ne güzellikti. Daha önce olduğu bütün aşklar yalandı. Karnında kozasından yeni
çıkmış milyonlarca kelebek rengarenk kanatlarıyla kanat çırpıyordu. Gerçek aşka
giden turun rehberi tam karşıdan geliyordu. Böyle bir çekicilik yoktu,
olamazdı. Hemen kendini tanıştırmak istedi.
-
Merhaba
ben Cevat
-
Merhaba
ben Bahar
Böyle güzel bir
isim hayatında daha önce duymamıştı…

Yorumlar