Tren Adam
Mutlu muyum bilmiyorum. Kafam çok karışık. Öncelikle kafamdan başlayarak, kendimi toparlamalıyım. Çözüm için sorunları netleştirmem gerekiyor. Acaba bu sesten dolayı mı sorunlarıma odaklanamıyorum.. Bilmiyorum. Birbirinin aynısı onlarca ses, hepsi de farklı kaynaktan. Aslında eskiden olduğu gibi çok ses varmış gibi de gelmiyor. Alıştım galiba bu çarpık sesleşmeye.
O kadar çok iç içe olmamıza rağmen bazı günler sanki hiç tren görmemişim gibi eve dönüş yolunda trenimin camından bakarken, karşı yönden gelen yük trenlerini gördüğümde heyecanlanıyorum. Renklerini inceliyorum, gözümün önündeki renkler, kafamda pastelleşiyor. Yüklerini gözümle tartıyorum. Eğer ara durakta gördüysem, ana durakta saat kaçta olmaları gerektiğini hesaplıyorum. Odaklanmam gereken sorunum bu sanırım. Haa biraz da işkoliğim sanırım. Mesai bittiği halde bu hesaplar niye?
Trenleri artık hayatımdan çıkaramıyorum. Kardeşlerim onlar benim -üvey. Geçen biletçi Refik oğlu ile bende kaldı. Ertesi gün erkenden oğlunu evimin 300metre ötesindeki hastanenin dahiliye bölümüne götürecekmiş. Akşam yemeğinden sonra onlar çarkıfelek izlerken, ben duşta şarkı mırıldanmaya çalışıyordum. En azından ben o mırıldanmaların şarkı olduğunu düşünüyordum. Banyodan çıkınca Refik karşıma geçti, önce sessizce bana baktı. “Cemil, sen iyi misin?” dedi. Tam kurulayamadığım saçlarımdan bir damla su alnımdan sol göz çukuruma yaklaşırken, azami şaşırma tepkimle “İyiyim, ne var ki?” dedim. Refik sanki dudakları arasında küçük ve içi su dolu bir kızkaçıran varmış da, benim şaşırmam fitili ateşlemiş gibi ağzından tükürükler saçıla saçıla gülmeye başladı. Duşta melodili tren sesi yapıyormuşum. “Çuf çuf çuf..” önümüzdeki bir hafta boyunca istasyonda beni her gören alaylı bir şekilde “çuf çuf adam naaaaaber?” deyip durdu. Refik’in oğlunun okuluna gitsem orda da “çuf çuf amca naaaberr?” diyen çocuklarla karşılaşacağıma o kadar eminim ki..
Acaba ben farkında değilken başka ne zamanlar çufçufluyorum? Babam(Kiremit Faysal), tren raylarında acı şekilde can verdiğinde, trenlerden nefret etmiştim. Herkes onun intihar ettiğini söylüyor ama ben başka bir yalana inanıyordum. Yıllar geldi geçti, devlet memuru olmak için başvurduğumda, bir tek demir yolları kapısını açtı bana. Kısa zamanda şef oldum. Bu çufçuf dedikodusundan sonra beni şef olarak emekli ederler diye düşünüyorum.
Bir gün yemek aramdan sonra aldım elime demli çayımı, geçtim istasyonun otoparkının kenarındaki, boyaları kalkmış banka oturdum. Bankın üzerine birçok şey karalanmıştı. Son zamanlarda düzensiz beslenmem sağ olsun, rahatlıkla iki kalp ve bir asker şafağının üzerini kapatabildim. Altımda onlar fingirdeşe dursun ben demli çayımı güneşin kavurucu sıcağında içiyordum. Önüme bir boyacı fırladı. Bir elinde çakı öbür elinde boya sandığı ile “bozukluk var mı?” dedi. Eski günlerim aklıma geldi. Kafasındaki gibi benim de bir şapkam vardı. Gerçi ben kimseden zorla para almazdım. Acıdım delikanlıya, bozukluk ne kelime cebimden gıcır bir onluk vereceğim ona. Elimi cebime attım. Beşliklerin, yirmiliklerin arasından dikkatle onluğu buldum, ona uzattım. O önce onluğu aldı, aldı almasına ama hayatın ne kadar pahalılaştığını, bozukluk isterken onluk verilince eşantiyon olarak böbreklere bir de bıçak batırılabileceğini hiç hesaba katmamışım. O gün aldığım maaşımla birlikte çocuk da gözden kayboldu. Bense gözlerimi titrek floresanlı bir hastane odasında açtım...
Boyacı Çocuk
Tren raylarını seviyorum. Trenleri daha da çok seviyorum.....
Devamı için..
O kadar çok iç içe olmamıza rağmen bazı günler sanki hiç tren görmemişim gibi eve dönüş yolunda trenimin camından bakarken, karşı yönden gelen yük trenlerini gördüğümde heyecanlanıyorum. Renklerini inceliyorum, gözümün önündeki renkler, kafamda pastelleşiyor. Yüklerini gözümle tartıyorum. Eğer ara durakta gördüysem, ana durakta saat kaçta olmaları gerektiğini hesaplıyorum. Odaklanmam gereken sorunum bu sanırım. Haa biraz da işkoliğim sanırım. Mesai bittiği halde bu hesaplar niye?
Trenleri artık hayatımdan çıkaramıyorum. Kardeşlerim onlar benim -üvey. Geçen biletçi Refik oğlu ile bende kaldı. Ertesi gün erkenden oğlunu evimin 300metre ötesindeki hastanenin dahiliye bölümüne götürecekmiş. Akşam yemeğinden sonra onlar çarkıfelek izlerken, ben duşta şarkı mırıldanmaya çalışıyordum. En azından ben o mırıldanmaların şarkı olduğunu düşünüyordum. Banyodan çıkınca Refik karşıma geçti, önce sessizce bana baktı. “Cemil, sen iyi misin?” dedi. Tam kurulayamadığım saçlarımdan bir damla su alnımdan sol göz çukuruma yaklaşırken, azami şaşırma tepkimle “İyiyim, ne var ki?” dedim. Refik sanki dudakları arasında küçük ve içi su dolu bir kızkaçıran varmış da, benim şaşırmam fitili ateşlemiş gibi ağzından tükürükler saçıla saçıla gülmeye başladı. Duşta melodili tren sesi yapıyormuşum. “Çuf çuf çuf..” önümüzdeki bir hafta boyunca istasyonda beni her gören alaylı bir şekilde “çuf çuf adam naaaaaber?” deyip durdu. Refik’in oğlunun okuluna gitsem orda da “çuf çuf amca naaaberr?” diyen çocuklarla karşılaşacağıma o kadar eminim ki..
Acaba ben farkında değilken başka ne zamanlar çufçufluyorum? Babam(Kiremit Faysal), tren raylarında acı şekilde can verdiğinde, trenlerden nefret etmiştim. Herkes onun intihar ettiğini söylüyor ama ben başka bir yalana inanıyordum. Yıllar geldi geçti, devlet memuru olmak için başvurduğumda, bir tek demir yolları kapısını açtı bana. Kısa zamanda şef oldum. Bu çufçuf dedikodusundan sonra beni şef olarak emekli ederler diye düşünüyorum.
Bir gün yemek aramdan sonra aldım elime demli çayımı, geçtim istasyonun otoparkının kenarındaki, boyaları kalkmış banka oturdum. Bankın üzerine birçok şey karalanmıştı. Son zamanlarda düzensiz beslenmem sağ olsun, rahatlıkla iki kalp ve bir asker şafağının üzerini kapatabildim. Altımda onlar fingirdeşe dursun ben demli çayımı güneşin kavurucu sıcağında içiyordum. Önüme bir boyacı fırladı. Bir elinde çakı öbür elinde boya sandığı ile “bozukluk var mı?” dedi. Eski günlerim aklıma geldi. Kafasındaki gibi benim de bir şapkam vardı. Gerçi ben kimseden zorla para almazdım. Acıdım delikanlıya, bozukluk ne kelime cebimden gıcır bir onluk vereceğim ona. Elimi cebime attım. Beşliklerin, yirmiliklerin arasından dikkatle onluğu buldum, ona uzattım. O önce onluğu aldı, aldı almasına ama hayatın ne kadar pahalılaştığını, bozukluk isterken onluk verilince eşantiyon olarak böbreklere bir de bıçak batırılabileceğini hiç hesaba katmamışım. O gün aldığım maaşımla birlikte çocuk da gözden kayboldu. Bense gözlerimi titrek floresanlı bir hastane odasında açtım...
Boyacı Çocuk
Tren raylarını seviyorum. Trenleri daha da çok seviyorum.....
Devamı için..

Yorumlar
"Bu ses tanımlaması" kısmını da sonraki cümlelerde bulabilirsin. Alışılagelmiş bir sırayı takip etmek, okuyacağın veya okumuş olduğun kasıtlı devrik cümlelerimden de anlaşılabileceği gibi pek hoşlandığım bir durum değil.
Aslında bu kadar detayı benim sonradan bir kılavuzla vermem de çok uygun değil ama devam ediyorum =).
Cemil mırıldandığını ve hatta şarkı mırıldandığını düşünüyor, çıkınca öğreniyor ki, şarkı değilmiş. Mırıldanma da olmayabilir. Çuf çuf diye mırıldanmayı denedim olmadı. Her şekilde de sesi duyup duymamaları, Refik ve oğlunun tvde ne izlediklerine bağlı. Sonuç: bence duyabilirler. =).
Yorumla beni!!! =))