Anneannemin Hikayeleri (2)
Büyücü Kadın- Bölüm 2
Ninem eve geldiğinde annesi pek telaşlıymış. Az kalsın
tokadı yiyormuş geç kaldı diye. Ninem, babası kızmasın diye akşam ezanı
okunmadan eve gelirmiş. O gün eve 500metre uzaklıkta olan arkadaşından ezanın
okunmasına 20dakika kala yola çıkmış. Ama eve geldiğinde ezan okunalı 1 saat
olmuş. 500metreyi 80dakikada nasıl yürüyebileceğini düşünmeden, ezanı duymadım,
ezan okunduktan sonra çıktım diye düşünmüş. Annesinden bin türlü özürler
diledikten sonra elini yüzünü yıkamaya lavaboya giderken, annesi kolundan
tutmuş kendine çekmiş. Saçlarının nerede böyle ıslandığını sormuş? Anneannem,
gerçek cevabı kendisi de bilmeden oyun oynadıklarını söylemiş. Söyledikten
sonra düşünmeye başlamış, öyle ya belki de oyun oynamıştı ama kiminle?
Geç kaldığı için tokattan yırtmış ama ıslak saçla sokağa
çıktığı için yırtamamış. Lavabo, arka bahçe kapısının girişinde sol
taraftaymış. Minik lavabonun üzerinde boyutları onunla orantılı bir de ayna
asılıymış. O kendini bildi bileli, dikdörtgen aynanın köşesinden, kenarları 5santim
olacak şekilde, bir üçgen çıkartılmış gibi aynanın köşesi kırıkmış. Lavabonun
üzerindeki cılız ışıkta elini yüzünü yıkarken, bahçeden bir çatırtı duymuş. Cırcır
böcekleri sesleri arasında, arkasını dönüp baktığında kimseyi görememiş. Köy
yerinde tarlalarda fare çok olduğu gibi onları yemeğe gelen kediler de çok
olurmuş. O yüzden böyle seslerde kimse insan olan hırsızlardan şüphelenmezmiş. Olsa
olsa tilki olabilirmiş, sansar olabilirmiş. Kümeslerin kapısı iyi kapalıysa
arkaya bile bakmaya lüzum yokmuş. Zaten köyde arada kahvede çıkan kavgalar
dışında hiç de kanuna aykırı bir şey olmazmış. Önüne döndüğünde lavabonun içi
ağzına kadar dolmuş. Ne ara su giderini kapattığını hatırlayamamış. Hemen musluğu
kapatmış. Serinlemek için yüzünü içi dolu lavaboya batırmış, çıkarmış.
Çıkardığında bütün sesler yok olmuş. Ne bir böcek, ne de fare sesi kalmış.
Rüzgârın fısıltısı bile yokmuş. Ama asıl ilginç olan seslerin eksikliği değil,
karanlığın eksikliğiymiş. Çünkü hava bir buçuk saat öncesi gibi aydınlıkmış.
Ezanın okunmadığını söylemek için hemen içeri annesinin yanına yönelmiş ama bir
türlü evin kapısını açamamış. Kapıyı tıklatamamış bile, kapıya ne kadar vurursa
vursun zerre ses çıkaramıyormuş. Bahçeden çıkıp ön kapıya dolanmak istemiş. Bahçenin
kapısından dışarı çıkınca, kendini arka sokakta bulmuş. Eve gitmek için köşeden
tekrar ön tarafa dolanması gerekiyormuş. Tabi yan komşunun azgın köpeğinin
koruduğu tarlayı geçmek istemezse. Köpeksiz ve güvenli yolu tercih etmiş,
yürüdüğü yol camiye çıkıyormuş. Sağda solda tarlalardan başka pek az ev varmış.
Geç kalmamış olmanın verdiği mutluluk ve bu defa özür dileyecek olan tarafın
annesi olduğu gerçeğinin verdiği özgüvenle yolda yürürken derenin üzerinde
tekrar o aynı yeşil yansımayı görmüş. Daha önce gördüğü gibi derenin üzerinde
bir o tarafa, bir bu tarafa hareket ediyormuş. Karar vermiş bu sefer yeşil
ışığa dokunacakmış ve bunu eve geç kalmadan yapacakmış. Işığa doğru inen
patikanın ağzına doğru koşmaya başlamış. Öyle coşkulu koşarken, nefes alamadığını
fark etmiş. Havayı içine çekiyor ama göğüs kasları ne kadar yırtınırsa
yırtınsın, içeri hava girmiyormuş. Durmuş, çömelmiş, elleri boğazında kendini
boğar gibi bir görünümde, yere yığılmış. O sırada ensesinden sıcak bir el
kavramış. Onu kendine doğru çekmiş ve kafası lavabodaki sudan çıkmış. Artık
nefes alabiliyormuş. Onca zaman lavabonun içindeymiş. Belki de uyumuş o sırada.
Ama babası gelip onu lavabodan çıkarmasa oracıkta boğulacakmış.
Onun öksürdüğünü gören babası, onu korkuttuğu için ciğerlerine
su yutturduğunu düşünmüş. Merhametli babası özür dileye dileye bi hal olmuş. Eve
almış öksürükler içerisindeki kızını, hemen başını kurulamış. Yatırmış dizine.
Annesi akşam yemeğini hazırlarken, onlar sobanın kenarında oturmuşlar. Akşam
yemeğinde Çerkez mutfağından “Şimpsi” varmış. Tavuk etini bana bana bir güzel
yemişler. Annesi şimpsi yapınca başka yemek pişirmezmiş. Bu mısır unundan
yapılan yemek hem çorba hem ana yemek yerine geçermiş. Yemek sonrası çay
demleme işi de ninemin işiymiş. Yemeğe yardımcı olmadı diye annesi hiç kızmamış
ama çayı da hazırlamazsa sabahki tokattan bir tane daha gelir diye hemencecik mutfağa
koşmuş. Çayların yanında annesinin bu konularda hiçbir zaman ne zaman
hazırladığını bilemeyeceği bir şekilde, peynirli börekler fırından çıkmış. Çayla
birlikte mis gibi yemişler. Ne kadar çok şimpsi yemiş de olsalar, annesinin
börekleri için her zaman midede biraz daha boşluk yaratılırmış. Babası köy
hizmetlerinde çalışıyormuş. O gün açmaya çalıştıkları köy yolunu anlatmış. Çok
güzel bir vadiye açılıyormuş. Bir hafta sonu pikniğe gidilecek planı da
yapıldıktan sonra. Annesiyle babası odalarına çekilmiş. Kız kardeşleri
teyzesinde olduğu için o gece de odada tek başına uyuyacakmış. Sobanın
yanındaki kanepeyi tek başına olduğu için açma ihtiyacı hissetmemiş. Çarşafını
nevresimini öylece sermiş üzerine. Oda soğumaya başlarken, nevresimin içinde o
da ısınıyormuş. Odanın içine perdenin camı tam kapanmamış kenarından ay ışığı
sızıyormuş. Kalkıp perdeyi düzeltmeye üşenmiş. Kanepenin iç tarafına doğru
yüzünü dönmüş, ayaklarının ucunu aydınlatan ay ışığına dalıp, rüyalar görmek
üzereyken birden ayaklarının ucunu aydınlatan ışık kesilmiş. Göğsü kanepenin iç
tarafına dönükken kafasını üşenerek ışığın geldiği pencere kenarına çevirmiş.
Camın arkasında daha önceden gördüğü, ortasında hareketsiz siyah noktalar olan, fener gibi parlayan gözler varmış. Ama bu sefer kırmızı renkte…
Resim: Elif Doğu

Yorumlar
oldu mu şimdi bu hareket?
Saygılar, Sevgiler