Kaybetmeden anlaşılamayan arkadaşlıklar

Jed Eddison. Hiç duydunuz mu benden? Yakın arkadaş çevrem dahil toplamda, varlığından haberdar olan belki bir iki kişi var. Çünkü ben bile ne kadar tanıdığımı bilmiyorum. Bazen birini görür kanınız o an ısınır ya,  karşınızdaki gülümsemeden içtenliğini temizliğini bilirsiniz, geçmişten bağlar kurarsınız. Jed de öyle biriydi. Tanıdığım an hayatını gördüm gözlerinde, geçmişini ve karakterini özümsemem 1 saati almadı, sanki aylar boyu aynı evi paylaşmış gibiydik.
2012 yılında Jed ile Münih’te bir hostel barında tanıştım. İrlanda’da daha fazla kalamadığı için meşgale aramaya Almanya’ya gelmiş biriydi en başta benim için. Hiç beceremediğimiz halde bilardo oynadık. Oyunumuz devam ederken Jed’in benden muhtemelen kısa süre önce tanıştığı, Keiko da yanımıza gelmişti. Biralar birbirini tokatlarken, araya sıkıştırılan shotlardan sonra iyice gevşedik. Birkaç Jager sonrasında Jed iyice duygusallaştı ve neden İrlanda'dan kaçtığını anlamamı sağladı. Jed’in uzun süreli bir ilişkisi varmış, ilişkisi öylesine mükemmel ilerlerken kızın ani ölümü ile sonlanmış. Facebook hesabından fotoğraflarını gösterdi, hala kızla fotoğrafları her yerdeydi. Olayın üzerinden 1-2 yıl geçmiş olsa da hala etkisinden kurtulamamıştı. Fotoğraflardaki gözler aynı gözlerdi ama o parlaklık var ya, işte o yoktu masamda oturan gözlerde. Fotoğraflardan sonra her gecesini alkole bulayan biri haline gelmesine de gönülsüz bir şekilde hak verdim. Münih’ten İstanbul’a döndüğümden beri birkaç yazışma dışında görüşemedik. Bugün Jed’in doğum günü 25. Ekim. Facebook üzerinden sayfasında başka arkadaşlarının neler yazdığına çok da dikkat etmeden, doğum gününü kutlayan, uzun yaşamasını, sağlıklı ve mutlu olmasını temenni eden bir dilek savurdum. Bir arkadaşının, bilmediğimi anlayıp özel mesaj yoluyla haber vermesi ile şoke oldum.. Jed yaklaşık 3 hafta önce Dublin’de bir sokakta aşırı doz eroinden ölü olarak bulunmuş.
Kısa süre tanımama rağmen günümün tepesinden düştüm. O temiz gülümseme artık yoktu. Onu geri getiremem, kimse getiremez. Keşke bir kez daha bir şeyler içme fırsatım olsaydı. Bir bilardo daha oynayabilseydik, alkolden topları ıskalasaydık. Gerçi alkollü olmasak sonucun değişeceğini de düşünmüyorum.
Peki ya hayattayken elimizde tutamadığımız arkadaşlıklarımız? Onları elimizde tutmak için ne yapıyoruz? Dünyanın ölümlü olduğuna itiraz edebilecek birinin olduğunu düşünemiyorum. Özellikle Türkiye’de şu aralar çevremizde ölüm daha bir dolanıyor sanki. Kimin yaşam fitili ne zaman sona erecek bilmiyorken, bugün birini iyi ya da kötü, seçimleri veya seçemedikleri için yargılamak, yarın bize ne düşündürecek? Keşkeler’in insanları mutlu etmediği kuşkusuz. Yarın keşke dememek için bugün daha iyi düşünmeliyiz. Elimizdeki arkadaşlıkların kıymetini iyi bilmeliyiz. Ben bilemiyorsam, uyarın beni. Siz de bunu bir uyarı olarak alın ve ben dahil, sevdiklerinize daha sıkı sarılın. Yarın yok çünkü...

Bulduğun en küçük su damlasında bile arkadaşlarınızı görmeye çalışın, bir gün onlar buharlaşıp sel olarak üzerinize yağacaktır…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Ucunda

Arabalarım ve Hurdalarım

Martin