Kayıtlar

Deli

- Gül “Gül” dedi, yüzüme bakıp. Yaşadıklarım hakkında hiçbir fikri olmadığını doğrularcasına.  - Gül! Tekrarladı, çok kolay bir şeymiş de ben cesaret edemiyormuşum gibi.  - Hadi ama! Neden boş boş bakıyorsun? Kendi dertleri olmayan insanlar, başkalarını da kendileri gibi zannedip, empati kurma konusunda hiç çaba sarf etmiyorlar. Deli oluyorum. - Ben doktor Pinure. Seni tedavi etmek istiyorum. Sen doktor hanım! Yeterince mutsuzluk yaşamadan doğru insanla karşılaştın muhtemelen. Okuluna devam edip hayat kurdun kendine. Peki, doğru insana hak ettiği değeri veriyor musun? Acaba sen onun için doğru musun? - Beni duyabiliyor musun? Salak! Sanki denizdeki balıkların bizimle konuşmama sebebi, bizi duymamaları! Belki duyuyorum da konuşamıyorum. Hadi bakalım? - Dağhan Beyi çağırabilir misiniz hemşire hanım? Çünkü bir doktor asla yeterli değildir. Bir doktorun kendi başına karar verdiği tek an, stajyer doktorların onu izlediği andır. - Sabahtan beri ses...

Bir Hemoglobinin Beklenmedik Seyahati

Resim
Bugün Cevat için çok zor bir gün olacaktı. Başına neler geleceğinin %10’unu bilebilse bugün hiç evden çıkmaz, hatta uyanmazdı. Ama o her şeyden habersizce işe doğru yola koyuldu. Son zamanlarda çektiği aşk acılarından dolayı biraz kafası dağınık olsa da, unutmak için kendisini tamamen işine vermeye çalışıyordu. Kartını bastığında saat 08:00’dı, hiç geç kalmazdı. 08:00-08:15 vardiyasında çalışıyordu. Diğer meslektaşları kadar çalışkandı. Onun biriminde işini az ya da fazla yapan yoktu. Kimsenin kovulma korkusu veya prim beklentisi olmaz, herkes işini eksiksizce yerine getirirdi. Kartını bastıktan sonra hiç vakit kaybetmeden, işe başladı. İşe özel bir kıyafeti yoktu. Hatta hiç kıyafeti yoktu, çıplak çalışıyordu. Ustabaşının bağırışlarıyla herkes görev yerini öğrendi ve kendilerini o bölgeye giden akıntıya bıraktılar. Cevat bugün yukarı katlarda çalışacaktı. Yer çekiminden bazen başının döndüğünü söylese de aslında akıntının hızı ile kapalı bir borunun içinde kayarken çok da yer çekimi...

Mıknatıs

Resim
Her akşam aynı saatte aynı yerde aynı manzarayı izliyordu. Gözlerini alamıyordu bir türlü.  Yatmadan önce dişlerini fırçalamak gibi bir şeydi onu izlemek. Kim böyle bir şeyi perdesiz bir odanın, boydan boya olan camlarının önünde yapardı ki? Ben olsam çekinirdim diye düşünüyordu. Kendini onun yerine koymak istiyordu, koyamıyordu bir türlü, utanıyordu. Hem utanıyordu, hem kıskanıyordu. Onun yerine konmaktan ziyade,   yanına konmayı kendine daha çok yakıştırıyordu. Hırsını takdir ediyordu. İşine odaklanmışken dünyada tekmişçesine ama bir yandan da CNN’de canlı yayın yapıyormuşçasına hiç çekinmeden davranmak; büyük bir özgüvene işaretti. Uyumak için gözlerini kapattığında bile odada birbirine çapraz duran iki lambaderin onu izlerken gözünü aldığı gibi, göz kapaklarının dışından içeri sızıyordu sanki sarı ışık. Sarı, hatta belki biraz turuncu ışık odanın açık renk duvarlarında hareler oluşturuyordu. Lambaderlerin birinin üzerinde koşan iki kısrak vardı. Sırf o kısraklar bile ...

Hilkat Galerisi - 4

Resim
Sıkılmaktan Pes Etmeyen Girişimcinin Doğa İle İmtihanı Fransa’da bir aşçı kerevizlerin en iyilerini ayıklarken, oradan tam 3.132km uzakta, bambaşka bir vücuda musallat olmuş bir zihin, lanetler yağdırarak yaşantısına devam ediyordu. Her gün işe gitmekten nefret ediyor, iş için uyanmaktan, akşamları erken yatmaktan gına gelmişti. Ödemek zorunda olduğu kirası ve diğer giderleri olmasa bir saniye daha o işe gitmezdi. Sürekli kendine başka işler arıyordu. Herhangi bir kariyer sitesine, herhangi bir zamanda bakan bir insan kaynakları uzmanının Mine’nin özgeçmişini iki saatten uzun süre güncellenmemiş görmesi mümkün değildi. Facebook’taki magazin haberlerinden daha çok yeni iş ilanlarına bakıyordu. Yeni çıkan iphone modellerinden önce yeni çıkan iş ilanlarından haberdar oluyordu. Bir gün bir arkadaşı ona renkli taşları toplayıp, onları farklı şekillerde dizerek resimler yapmasını ve bunları iyi yaparsa güzel fiyatlara satabileceğini söyledi. Taş doğada bedavaydı, bedava bir girişi...

Hilkat Galerisi - 3

Resim
Dünyanın En Mükemmel Yemeği Salyangozdan Yapılır  Şanzelize metro durağının karşısında, tripadvisordan 4,9 puan almış ünlü fransız restoranı "Sans aucune chance" a gelmeden önce Meriç, sinyi ağaçlarının bol olduğu Balıkesir’in Kaz dağlarında yaşardı. Ormanın en parlak ve büyük kabuğu ondaydı. Kırlangıçlar, yuvalarında aç bekleyen yavruları için sinyi ormanının üzerinde devriye uçuşuna çıktıklarında ilk onu fark ederlerdi. O sadece ormandaki en renkli, en parlak kabuğa sahip olan değil aynı zamanda en sert kabuğa sahip olandı. Böyle olunca tabi karşı cinslerinin ilgisinden kurtulamıyordu. Başta kendi cinsi salyangozlar olmak üzere, sülükler, toprak solucanları, koca başlı kurtçuklar ve bilumum canlıların hayallerini süslüyordu. Bazı salyangozların kabuklarının iç yüzeyine onun resmini yaptığı söylense de, pek kanıtlanabilen bir durum değildi. Tabi ki hayranlık duygusu, yanında nefreti de getiriyordu, diğer çokbilmiş sıradan renkli salyangozlar, Meriç’in etini kuşlara övü...

Hilkat Galerisi -2

Resim
Ateşli Bir Aşkın Ayın Karanlık Yüzüyle İmtihanı İçtikleri siyah karanfil özlerinden kafası yükselmiş Ozan adlı ateş böceği, gövdesinin altında ezilen minik karısı Pelin’e seslendi; -         Gecemi aydınlatan yarım, hayat yolumun ışığı, sen olmasan bu dünyada yaşayacak sebebim de olmaz. Seni her şeyden çok seviyorum, öyle seviyorum ki seni… Pelin cümlesinin bitmesini bekleyemedi, yapıştı dudaklarına. O da Ozan’ı deli gibi seviyordu ama bu kadar karanfil özü içmeseler belki daha sakin bir gece olurdu. Üstelik çekirge Murat onları akşam yemeğine davet etmişti. Sadece evini ziyaret edenlere ikram ettiği, özel spesiyali haşlanmış tırtıl yumurtasını pişirecekti.  -         Şu gökyüzündeki aya öyle minnettarım ki, onun sayesinde senin nur yüzünü görebiliyorum. -         Pelin’im sen iste senin için ayın karanlık yüzünü aydınlatırım. -      ...

Hilkat Galerisi -1

Resim
Ölümsüz Bir Balığa Duyulan Nedensiz Sevgi Geçmişte oldukça büyük bir salyangoza ait deniz kabuğunun açık ağzında, akıntıdan etkilenmeyen bir köşe bulmuştu kendine. Günün yorgunluğunu atmak istiyordu, keşke göz kapakları olsaydı diye düşündü. Gözleri açık uyumak ne kadar zordu. Odaya biri girip ışığı açsa ya da güneş doğsa, pencerenin kenarından bir araba geçse uykusu dağılıyordu. Şu insanlar ne kadar şanslıydı. Derin bir iç çekti. Ciğerlerine girmeyen bir şeyin eksikliğini hissetti. Bir sigara iyi giderdi. Zulasında son iki sigarası vardı ama yakacak ateşi yoktu. Ateşi olduğunda da sigarası olmadığı zamanları hatırladı. Bunu beklenmediğinde gelen otobüs benzetmesiyle eşleştirdi. Sigara… Sonra unutmak için başka bir benzetme düşünmeye başladı. Parası olup da vakitsizlikten tatile gidememekle eşleştirdi. Azıcık işe yaradı ama kısır döngüydü. Sigara… Aklından çıkmıyordu. Sigara, sigara, sigara… Lanet olsun bırakmak bu kadar zor olmamalıydı. Halbuki bir arkadaşı bırakması için ödül bi...